12 Kasım 2010 Cuma

Karaciğerimiz için Lavanta kürü

Sevgili Lupus;

Herşeyden önce ben bunu buraya yazıyorum ve bana iyi geldi ama istiyorsanız doktorunuza danışarak böyle bir kür uygulayın. Ayrıca lavanta kürü Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun kitabının 157 sf. dan alıntıdır.




"Bir tutam lavatnayı 300 ml ( yaklaşık bit buçuk su bardağı) suda dört dakika demleyiniz. Dört dakikadan fazla demlemeyiniz. Demleme esnasında sıcaklığını kaynama noktasında tutunuz. Cezvede demlerken ocağın altını çok kısık tutunuzç Fokur fokur kaynatmayınız. Çok yavaş bir şekilde kaynıyor kaynamıyor gibi demleyiniz. Demleme süresi tamamlandıktan sonra, ılımasını beklemeden süzülmesi gerekir. Süzme işlemi tamamlandıktan sonra içmek için ılımasını bekleyiniz. Onbeş gün boyunca hergün, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içilmelidir. Her kullanımda taze olarak hazırlanması şarttır. Birgün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. İçerisine şeker veya benzeri hiç bir katkı ilave etmeyiniz. Onbeş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrine göre haftada 3-4 defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içmeye devam edilir. Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur.

Her sağlıklı insanın yılda bir defa onbeş günlük lavanta kürünü uygulamasında çok büyük faydalar vardır."

Ben bu kürü kara ciğer değerlerim çok yükseldiğinde uygulamıştım ve çok yararını gördüm. Umarım bu bilgi yaralı olur.

İyi geceler Lupus

Uzun zamandan sonra tekrar sana bir mektup :)

Sevgili Lupus;

Sana neden bunca zaman yazamadım ya da zaman zaman yazmaya ara veriyorum anlayamadım. Hep aklımdasın, tam unutacak gibiyken birşekilde tekrar hayatıma giriyorsun. Doktorla ilgili sanırım şanssızım  yani daha çok iyi bir lupus uzmanıyla karşılaşamadım. Herşeyden önce keşke biraz hasta psikolojisini bilseler diyorum kendi kendime. Bazen azarlanacağımı düşünerek kafamdaki çoğu soruyu soramıyorum. Neyse artık kafaya takmamayı öğrenmek lazım. Sadece benim için önemli olduğunu düşündüğüm soruları rahatça sorabileceğim ve gerektiğinde ulaşabileceğim bir doktora ihtiyacım var. Umarım yakında o doktoru bulurum.

Doktor haricince iyi gidiyorum. Mesela Kotizonu hayatımdan çıkarıyorum. Baştan beri doktorun imkansız dediği şey gerçekleşiyor ve ben bunu baştan beri biliyordum. Lupus hastalığı  bir etiket ve bu etiket zamanla kalkacak. Yani ben çoğunun garip bulduğu bir yoldan iyileşmeye karar verdim ve şansımda iyi gitti çünkü çok ağır bir lupus hastası değildim. Sevgili lupus seninle sakin sakin uğraşmaya devam.

Sevgili Lupus herkese söylüyorum bir kere daha söylemek istiyorum. Yediklerimize dikkat edersek, stresi hayatımızdan çıkarıp düzenli olarak pilates veya yoga ya da herhangi bir spor yaparsak seni yenmeya çok yardım ediyor. İlaçlarda yardım ediyor, doktorlarda yardım ediyor ama ilk önce biz kendimize yardım edelim yaşamımıza dikkat ederek. Söylemesi yapmaktan zor kendimden de biliyorum ama denemekte fayda var. Sonuçta  Lupuscuğum seninle birlikteliğim çokta uzun bir süre değil ama yinede her deneyimimi bu blogta paylaşmak istiyorum.

Teşekkürler
Sevgiler

8 Ekim 2010 Cuma

Yarın yine doktor :)

Sevgili Lupus;

Evet yarın büyük gün yine doktorla bir buluşma :) Daha birkaç test yapılacak ama yarın bakalım ne denilecek. Bu sefer belki ilacı bırakabilirmişim ama çok umutlanmak istemiyorum. Umarım doktor yine moralimi bozmaz. Ya da saçma sapan bişi sölerse umarım bu sefer gereken tepkiyi gösterebilirim :))



Umarım sevgili lupus hayatımdan çıkmaya karar vermişsindir ve seninle yollarımız hiç kesişmez. Üzgünüm ama seni hiç özlemem :)

7 Ekim 2010 Perşembe

Şeker ile ilgili önemli bilgiler

Sevgili Lupus;

Normalde forward mailleri pek açmam ama babamın yolladığı bu önemli maili burada paylaşmak istedim.




PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI

"Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!"

Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atın!

Prof.Dr . Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor...

Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor.

Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin
kapısından başlayabiliriz!

Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah.

Muayenehanesinin kapısında "prof."yazmıyor.

"Ben üniversitede hocayım, burada hekim" diyor.

Söz bir ara "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim" diye.

Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları.

Ancak Demirkol bir "akıllı beslenme" uzmanı.

Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor.

Peki beslenme nedir?
İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık.

Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak.
Doğru mudur?

"Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk.

O, şekerle başladı.

"ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"

DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir.

ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada.

64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın
şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.

Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor.

Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli.

"Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok yanlış.

nsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.

"12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"

AYDINLIK- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?

DEMİRKOL- Asla doğru değil.

AYDINLIK- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?

DEMİRKOL- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar.

Şeker sadece meyvede var.

Meyve esas olarak bir kültür bitkisi.

Doğal ortam sebze ağırlıklıdır.

İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda
olumsuzlaşıyor.

O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış.

Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor.
Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor.

Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı.

Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü.

Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet.

Bir de edimsel tip 2 diabet.
Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar.
Yaşlanma süreci olarak kabul edilir.

60'lı yaşlarda görülmesi beklenir.

Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var.

Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok.

Tamamen bir damak alışkanlığıdır.

"KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"

AYDINLIK- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
DEMİRKOL- Doğru.

Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden
vücut elde ediyor.

Kanser hücresi de şekerle besleniyor.

Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.

Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır.

Glikoz kan şekerimizin de adıdır.
Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir.

Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.

Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır.

İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür.

Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye.

Çok az enerjiyle çok işler yapabilir.

Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır.

Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır.

Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü.

İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek.
Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak.

İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır.
Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.

Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır.
Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz.

Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor.

Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor.

Bu da 30 gram şekerdir.

Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır.

Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar.

Bugün Amerika'da
alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.

"MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"

AYDINLIK- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.

DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.

İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir.
Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin.

Bir matematik yapmak zorundayız.

Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.

AYDINLIK- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?

DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler.

Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.

AYDINLIK- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi?
Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi?

Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?

"HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…"

DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam.

Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum.

Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

AYDINLIK- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.

DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz.
Tıkıyoruz ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

AYDINLIK- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi.

Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider
yermiş ilaç niyetine.

DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var.

Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu.

İki büyük atılımı oldu.

Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı.

İki; patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor.

AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…

AYDINLIK- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?

DEMİRKOL- Yok, bir konu daha var.

Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek.

1920'li yıllarda Amerikan başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak" fetvasında bulundu.

Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi.

Göz alabildiğince mısır ekildi.

Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır.
Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı.

Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti.
Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine.

Artık şeker endüstriyel.
Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz.

Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor.

Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.

KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

AYDINLIK- Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.

DEMİRKOL- Maalesef.

Şimdi bilgi çağındayız ya!

Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız.

Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda.

O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor.

Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı
oksitlenmedir.

Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır.

Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız.

Örneğin, üzüm çekirdeği.

Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını
belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör.

Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor.

Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var.

Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var.

Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.

"KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"

AYDINLIK- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?

DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde.

Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum.
Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz
trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş
yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi
yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan
aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği
oluşuyor. Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama
oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü
düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici
maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan
mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.

Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde
yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim
ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal
yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.

ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI

AYDINLIK- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak
da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?

DEMİRKOL- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle
aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye,
yapay yeme ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak olarak
görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor.
Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz
itiraz ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler vardır". Yani hayvansal
gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı
protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur
pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı
bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm,
bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.

AYDINLIK- Antep yöresinin yuvalaması gibi..

DEMİRKOL- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar.
Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve
karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir.
Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir
hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de
biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et
doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az
özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı
değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay
yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla kandırarak
hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün
her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle,
yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan
şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası
olmasına yol açan bir beslenme şekli.



İNEK NE YEMELİ

Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur .
Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur,
yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol
açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük
antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda
meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde
bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme
hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini
sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı
insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar.
İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu
söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile
konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i
geçmiyor.

Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle.
Ekolojik hayvancılık denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş
ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce
hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal
beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.

AYDINLIK- Demek Amerika'dakilerin varmış.

DEMİRKOL- Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde
edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü
olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda,
mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde
yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken,
türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin
sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı
olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3
ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.

HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ

AYDINLIK- Ne fark var arasında?

DEMİRKOL- . İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı
lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre
zarındaki yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz
yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça
elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür
balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor.
Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle
metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok
omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi
ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.

Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ
asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu
doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır. Bundan
40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik.
Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar
iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim
kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki
dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir
iyilik elde etmiş olmuyoruz.

DEPRESYONUN ÇARESİ

AYDINLIK- İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?

DEMİRKOL- Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz
azıcık omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3
olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten
oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne
bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan
araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi.
Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya
uçacak.

AYDINLIK- Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.

DEMİRKOL- Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az
oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ
asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.

ÇAY VE ZEKA

AYDINLIK- Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?

DEMİRKOL- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin
yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş
olmadı, ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir
eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz
Nesin haklıydı.

Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz
yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.

AYDINLIK- Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?

DEMİRKOL- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen
sonra çay içilebilir.

AYDINLIK- Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği
söyleniyor.

"ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"

DEMİRKOL- Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir
olay. Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların
sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla
kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya "enfarktüs"
olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum
olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için
omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve
soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın
bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.

AYDINLIK- Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı
mı, üretim hatasından mı?

DEMİRKOL- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği
için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün
emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha
var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ
asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ
asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer
taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki
iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.

"ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI"

AYDINLIK- Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram
mı? Güzel nedir?

DEMİRKOL- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz
etmedi mi, "benim annem böyle yapıyor" diye?

AYDINLIK- Ben güzel yemek yaparım.

DEMİRKOL- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını
arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu
arıyor.

AYDINLIK- Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne
kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor.
Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için "bak bu
güzeldir" deniyor çocuklara.

DEMİRKOL- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum.
Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.



SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)



" Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.
İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki
çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik
yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin
ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz."



"Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki
en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir.
Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi
bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten."



"Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla, hayvanları
meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü,
pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla
besleniyor.



Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur.
Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur,
yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.






Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük
antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda
meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde
bu hiç yoktur.



Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı
dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün
eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki
fark yüzde 10-15'i geçmiyor.



Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür
balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim
ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.



Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine
hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var.
Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine
dönüşüyor.

21 Eylül 2010 Salı

Yenilik

Sevgili Lupus;

Buraya yazmayalı çok oldu ve kendimi kötü hissettim yazmadığım için. Biraz ara verdim senden konuşmaya sevgili Lupus. Bu sırada boş oturmamak için pilates yaptım, bol bol kitap okudum ve en önemliside keyif yaptım :)



Sevgili Lupus sen hayatımı kökten değitirdin. Seninle tanıştıktan hemen sonra herşey çok hızlı değişti. Ben İzmir'e yerleştim ve çok güzel bir yaz geçirdim. Şimdi de uzun zamandır planladığım Yoga ya da Pilates hocası olmayı gerçekleştirdim sayılır. Herşey çok hızlı gerçekleşti. Ben uzun zamandır sertifika programı bakıyordum. Bir tanesi bana çok uyan bir döneme denk geldi. Bu dönem ablama da uydu ve biz iki kardeş Uluslararası  Pilates Sertifikamızı almak için bir kursa yazıldık. Çok güzel insanlarla tanıştık ve çok güzel vakit geçirdik! Ayrılmaz ikili Ezgi ve Özge birşeyi daha birlikte yaptılar :)


Bu sırada benim ayrılmaz yarım Berlin'e döndü. Ben de artık işe koyuldum ve Urla'da Pilates dersi verme hayallerimi gerçekleştirmeye çabalıyorum. Sağolsun Kaan eniştemiz bana bir web sayfası hediye etti ve tam gaz herşey devam ediyor.

Umarım birşey çıkıpta bu hayallerimi yıkmaz yine. Sen sevgili Lupus benden hep uzak dur lütfen!

21 Temmuz 2010 Çarşamba

İyi haber

Sevgili Lupus;

İki hafta kendime tatil verdim ve teknolojiden uzak durdum. Seni düşünmeden iki güzel haftam oldu. Tatilimi sana göre planladım tabii ki :) Sabah 10'a kadar akşam da 6'dan sonra denize girdim, güneşe çıkmadım. Yediğim yemekler tuzsuz ve sağlıklıydı :) Eskiden tatillerde rakıyı çok tüketen ben, bu tatilde sadece bir kadehin yarısını içtim. Böyle küçük önlemlerle tatilim güzel ve sakin geçti! Sevgili Aubry'de bana tatilimi iyi geçirmemde çok yardımcı oldu :) Sanki herşey normale dönmüştü. 




Dün tatilim bitti ve ben tekrar tahlil sonuçlarını göstermek için doktorun yolunu tuttum. Bu doktor sefer ki buluşmam şaşırtıcı bir şekilde normal geçti :) Normalde hep bir olay yaşıyorum doktorlarla ama dün gayet iyiydi. Sonuçlarımı gören doktor, organlarımda tutulma olmadığını ve sonuçların sevindirici olduğunu söyledi. Artık yavaş yavaş normal yaşamıma dönebilirmişim. Ekim'e kadar doktora gitmem gerekmiyor sadece ilaçlarımı alacağım ve Ekim'de yeni tahlillerle doktora gideceğim. Sonrasında eğer tahliller yine böyle olursa hayatıma istediğim şekilde başlayabileceğim. Gerçekten çok sevindim çünkü bir süredir hep kötü haber alıyordum doktorlardan :) Yine de ben çok plan yapmak istemiyorum sonra hepsi bozulur falan aman ha! Ekim'e kadar sakin sakin tatil yapmaya devam sonra bakalım beni neler bekliyor... 


Lupus hakkında araştırma yapmaya devam ediyorum. Yakında yeni bilgiler yazacağım. Bu arada haftaya yogaya başlıyorum. 

Aferin sana Lupus beni rahatsız etmemeye devam et :)

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Bir doktor macerası daha

Sevgili Lupus;

Yazmayalı uzun zaman oldu.  Hayat biraz karıştı. Yeni doktor, yeni testler, yeni iç karartıcı sözler... Kendimi toplamaya çalışıyordum ve içimden hiç yazmak gelmedi. Aslında bugün bile çok hevesli değilim yazmak için ama yazmak iyi gelir belki dedim.




Çarşamba günü bir umutla yeni doktoruma gittim. Tahlil sonuçlarımı inceledikten sonra beni muayne etti. Sonra dedi ki "Karaciğerlerinde sorun olabilir, tahmininden daha ağır geçiriyor olabilirsin bu hastalığı ama farkında olmayabilirsin." Muayne sırasında da mamografi çektirmem gerektiğini söyledi ve ailemde kanser olup olmadığını sordu. Daha sonrada bulaşıcı hastalıklara karşı çok dirençsiz olduğumu bu nedenle bulaşıcı hastalık testlerinin birçoğunu istediğini söyledi. Ben ardarda gelen bu garip sözlerden sonra  garip bir hale büründüm ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Neden bu kadar acımasızlar diye kafamdan geçiriyordum. Bunları söylemenin farklı bir yolu olmalı bu kadar acımasız olunmamalı! Ağladığımı gören doktor birkaç telkin edici sözden sonra bana anti deprasan hapları önerdi. Ben daha fazla hap almak istemediğimi söyledim. Doktordan çıkarken dünyam başıma yıkıldı. Daha bunları duymaya hazır değildim yani benim bu iç karartıcı şeylerden çok iyi şeyler duymaya ihtiyacım vardı.




Çıkınca arkadaşlarımla buluştum biraz kafam dağıldı. Bu sırada ablamla telefonda konuştuk biraz iyi geldi. Daha sonra annemle konuştuk falan filan. Mutsuzluğumu unutmaya çalıştım. Ertesi gün yine kan tahlili yaptırmak için kalktım. Hemşire damarımı bulamadığı için kolumu resmen deşti! O kadar kızgındım ki hayata. Neyse sonuçlar hemen çıktı. Yine doktora gittim, dedi ki "Gözün aydın karaciğerin düzelmiş gibi ama daha birçok test var onların sonucuna göre değerlendireceğim'. Tamam da dün neden bu kadar içimi kararttın sevgili doktor? Tamam daha birçok test tamamlanmadı daha birçok şey çıkabilir ama çıkınca zaten üzüleceğim, kesin olmadan benim içimi karartmasa bu doktorlar!

Neyse elimde bir poşet, hap artık günlük hap kullanımım çılgınlar gibi arttı! Yaz aylarında riske girmek istemediği için doktorum kortizonu kesmek istemiyormuş. Kan tahlillerimden artık tiroidimin hapsız daha çok sapıtacağını öğrendiğimiz için bir hap kullanmaya başladım. Bir de kan seviyem aşırı düşük çıktığı için ona da bir hap. Kalsiyum hapı kotizonun etkilerini önlemek için. Haplar midemi delmesin diye bir mide hapı! Hapçı oldum yani :) Elimde bir poşet hap dedim ki "Beni mutlu edecek şey süper elbiseler almak!" Tipik kız ama bazen bu tipik kadınlık depresyona birebir geliyor. Anti deprasanlardan daha iyi :) Çok güzel şeyler aldım kendime! Çok güzel bir kitap ve Sertap Erener Cdsini de ekledim alışveriş poşetime :) Arabayı yalnız kullanacağım için bir Sertap Erener Cdsi iyi gelir diye düşündüm. Cidden araba kullanırken çok iyi oluyor :)





Bugün evdeyim kendimi yeniliyorum. Kafamı yenilemem lazım ki yeniden başlasın yeni bir serüvene! Artık düzene gir be Lupus cidden çok sıkıldım. Yani en azından teşhis yapılsın ve tedavim belirli olsun! Ben bitkisel tedavileri araştırmaya devam edeceğim çünkü cidden aldığım her hap bana zararlı. Şimdilik bilgisizlikten ve mecburiyetten alıyorum. Tedavim bir rayına otursa daha sağlıklı düşünebilirim...