5 Şubat 2011 Cumartesi

Grip Olmak

Sevgili Lupus;




Yine grip oldum keçi gribimidir nedir bilemedim ama geçmiyor. Ne demiştim ben yeni yılda hasta olmak istemiyordum sevgili lupus ama gel gör ki oldum. Dün çok panik oldum çünkü seninle ilk tanıştığımdaki gibi ateşim hiç düşmedi :( Bir rüyada gibiydim kötü bir rüya. Ben paniklemek istemesemde hasta olduğumda çok panikleyip saçmalayıp kendimi daha çok hasta ediyorum. Kimseye tavsiye etmiyorum sevgili lupus sana bile.








Böyle zamanlarda yani hasta olduğumda ekstra depresive oluyorum. Gereksiz ve hiç yardımcı olmuyor. İnsan bazen kendini yalnız hissediyor. Özellikle bu insan hayatını ailesinin yanında arkadaşlarından ve sevgilisinden uzak geçiriyorsa. En ideali hepsinin aynı yerde olması :) Ama hepsi ayrı yerdeyse bu imkansız! Örneğin sevgili lupus abla Berlin'de, arkadaşlar İstanbul'da, erkek arkadaş Barcelona'da ve aile İzmir'de ise ortak bir yer bulmak çok zor. Nerede olursam olayım hiçbir zaman tam hissedemeyeceğim sevgili lupus. Tek ortak yan sen hep benimle olacaksın ne kadar istemesemde!






Sevgi, neşe ve sağlık dileklerimle!






İyi geceler.






31 Aralık 2010 Cuma

Yeni Yıl

Sevgili Lupus;

Benim için 2010 hastalıklarla uğraştığım bol göz yaşlı bir yıl oldu. Güzellikleri de unutmamak lazım kendi istediğim bir işe başladım Pilates öğretmenliği ve kendime bir hayat kurdum. Ne var ki 2011'in daha iyi, göz yaşlarının olmadığı, özelliklede sevgili lupus senin olmadığın bir yıl olmasını istiyorum.

Şimdi bir elimde mendil öksürürken bunun yılın son hastalığı olmasını diliyorum. Hani yıla nasıl girersek öyle devam edermiş ya ben grip ya da nezle olarak başlasamda 2011'i hiç hasta olmadan geçirmek istiyorum. Herkes için de bunu diliyorum.

Sevgili Lupus sana da iyi yıllar. Belki bu yılki partide çok içip saroş olursun ve bizleri unutursun! Sevgili lupus yeni yılda bizi unutman dileğiyle!

Herkese iyi yıllar!

30 Kasım 2010 Salı

Aspartam'a Dikkat

Sevgili Lupus;

Bugün ablamdan aldığım maili buraya hiç değiştirmeden koyuyorum. Oldukça önemli bilgiler içeriyor.

İyi geceler.


"Yazan: Petra Holzer

2001 yılı Ekim ayında kız kardeşim çok hastalandı, mide spazmları vardı, dolaşmakta zorlanıyordu, yürümek ise başlı başına bir sorundu. Sadece yataktan kalkması bile onu tüketiyordu, o kadar çok ağrısı vardı. 2002 yılı Mart ayında biyopsiler alındı, ve 24 değişik ilaç almaya başladı. Doktorlar kendisinde ne olduğunu bulamıyorlardı. O kadar çok ağrısı vardı ve o kadar hastaydı ki, ölmekte olduğunu biliyordu. Evini, banka hesaplarını, yaşam sigortasını ve diğer şeylerini en büyük kızının adına kaydettirdi, ve küçük çocuklarının en büyük kızı ile birlikte olmalarını sağladı..

Son bir keyif yaşamak istiyordu, böylece 22 Mart günü (tekerlekli iskemlede olmak kaydıyla) Florida'ya gitmeyi planladı. 19 Mart günü testlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek için kendisini aradım, testlerde bir şey bulunamadığını, ama kendisinde MS olduğunu düşündüklerini söyledi. Çok şaşırdım, sonra bir arkadaşımın bana e-mail olarak gönderdiği bir yazıyı hatırladım, ve ona sordum: Diyet içecekler içiyor musun?

Evet dedi, o anda da bir tanesini açıp içmek üzere olduğunu söyledi, açmamasını ve diyet meşrubat içmemesini söyledim, bahsettiğim yazıyı e-posta ile kendisine gönderdim. Telefon konuşmamızdan 32 saat sonra beni aradı, diyet meşrubat içmeyi bıraktığını ve yürüyebildiğini, merdiven çıkabildiğini ve adale spazmlarının kaybolduğunu söyledi. %100 iyileşmemişti ama kesinlikle çok daha iyi hissediyordu. Makaleyi doktorlarına göstereceğini ve eve dönünce beni arayacağını söyledi.


Beni aradı, doktoru çok etkilenmişti ve diğer MS hastalarını arayarak suni tatlandırıcı kullanıp kullanmadıklarını soracağını söylemişti. Bir kabuğun içinde diyet meşrubat içindeki aspartam maddesiyle zehirleniyordu ve yavaş yavaş ölüyordu.

22 Mart Florida'ya giderken tek bir hap almıştı - bu da zehirlenmeye karşı olan haptı, iyileşme yolundaydı, ve yürüyebiliyordu!!! Tekerlekli iskemle olmaksızın!!! Bu makale hayatını kurtarmıştı.






Hayat kurtaran makale:

Etikette 'ŞEKERSİZ' yazıyorsa ASLA KULLANMAYI DÜŞÜNMEYİN BİLE…'NutraSweet', 'equal' ve 'Spoonful' markaları ile pazarlanan 'ASPARTAM' hakkında DÜNYA ÇEVRE KONFERANSINDA birkaç gün konuşma yaptım. EPA'ya yönelik bir yazıda 2001 yılında Birleşik Amerika'da multiple sclerosis ve sistemik lupus salgını olduğu, hangi zehirin bunun yaygın hale gelmesine neden olduğunun anlaşılamadığı belirtilmişti. Ben ayağa kalktım ve tam bu konuda konferans vereceğimi söyledim.

Aspartam'ın neden bu kadar tehlikeli olduğunu açıklayayım:

Bu tatlandırıcının ısısı 86ºF seviyesine ulaşınca, aspartam içindeki metil alkol eformaldehite, sonra da formik aside dönüşüyor, bu da metabolik asidosise yol açıyor. Metanol zehirlemesi diğer koşulları açısından multiple sklerosise benziyor.İnsanlara yanlışlıkla multiple sklerosis teşhisi konuyor. MS ölüme yol açmazken metanol zehirlemesi öldürücü oluyor!

Sistemik lupus da neredeyse en az multiple sklerosis kadar yaygın hale geldi, özellikle Diet Coke ve Diet Pepsi içenler arasında ! Kurban genellikle suçlunun aspartam olduğunu bilmiyor. Kullanmaya devam ediyor, lupus da artık yaşamı tehdit edecek düzeye ulaşıyor. Diyet içecekleri bıraktıktan sonra sistemik lupus hastalarının asistematik hale geldiklerini gördük. Multiple sklerosis teşhisi konan hastalarda (aslında bunlar metanol zehirlenmesi hastaları idi) semptomları çoğu kayboldu. Görüş yeteneğinin geri kazanıldığı ve işitme duyusunun önemli ölçüde iyileştiğini gördük. Bu tinnitus vakalarında da geçerli idi.

Bir konferansımda 'Aspartam kullanıyorsanız (NutraSweet, Equal, Spoonful vs) ve fibromalji, spazmlar, ani ağrılar, bacaklarınızda uyuşma, kramp, vertigo, bulantı, baş ağrıları, tinnitus, eklem ağrısı, depresyon, endişe atakları, bozulan konuşma, bulanık görüş veya hafıza kaybı semptomlarından şikayetçiyseniz muhtemelen aspartam hastasınızdır.’ Konferans esnasında ayağa kalkan kişiler 'Bu semptomlardan bazıları bende de var' 'Bundan kurtulmak mümkün mü?' diye sordular. Evet! Diyet meşrubat içmezseniz ve gıda etiketlerinde yazılı aspartam kelimesine dikkat ederseniz, evet!

Çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Bir yabancı Bay Espisto'ya (konuşmacılarımdan birisi) ve bana geldi ve 'Neden bu kadar çok insanın MS derdi olduğunu bana söyleyebilir misiniz?' dedi. Bir hastaneye yaptığımız ziyaret esnasında bir hemşire ağır Diet Coke bağımlısı olan altı arkadaşının tümünde MS sorunu olduğunu söylemişti. Bu tesadüfün ötesinde bir durumdu!

Diet Coke ve Diet Pepsi vs. BU BİR DİYET ÜRÜNÜ DEĞİLDİR!

Kongre Raporuna göre karbonhidrat birikimine neden oluyor ve sizi şişmanlatıyor.Formaldehit yağ hücrelerinde depolanıyor, özellikle kalça ve basenlerde birikiyor. Dr Roberts, bir kez bu ürünleri bırakınca ekstra spor vs yapmaksızın deneme süresi içinde 19 kilo kaybeden hastası olduğunu belirtiyor.






Aspartam özellikle şeker hastaları için tehlikeli. Hastalarında retinopati olduğunu düşünen hekimlerle konuştuk, aslında hastalarındaki semptomların nedeni aspartamdı.



Aspartam kan şekerinin kontrolden çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle şeker hastası proteinde bulunan diğer amino asitler olmadan aspartik asit ve fenilalanin maddelerinin nörotoksik hale gelmesi nedeniyle hafıza kaybından şikayet ediyor.





Aspartik asit ve fenilalanin kan beyin bariyerini aşıyor ve beyin nötronlarını harap ediyor, şeker hastalarında (şeker hastası olmayan hastalarda da) çeşitli tipte beyin hasarı, nöbet hali, depresyon, manik depresyon, panik ataklar, öfke ve şiddete neden oluyor (Körfez Savaşında savaşan kadın ve erkeklerin tükettikleri binlerce Diet Coke ve Diet Pepsi içinde bulunan aspartam iyi bilinen Körfez Savaşı sendromunun nedeni olabilir).






Dr. Roberts doğum arızalarına yani gebe kalma ve ilk gebelik döneminde tüketilmesi halinde zeka geriliğine neden olabildiği konusunda uyarıyor.






Çocuklar özellikle nörolojik bozukluklar açısından büyük risk taşıyorlar ve NutraSweet kullanmamaları gerekiyor.

NutraSweet'e bağlı olarak çocuklarda görülen nöbet hali ve diğer bozukluklara ilişkin çeşitli vaka bildirebilirim. Maalesef anneleri çocuklarındaki bozukluğun aspartama bağlı olduğu konusunda ikna etmek her zaman kolay olmuyor. Ancak deneme-yanılma metodu ile diğer anneleri çocuklarının sağlığını ellerinde tuttukları konusunda uyarabiliyor.

Şeker metabolizmasına (ki şeker hastaları için ideal) yardımcı olan ve SUNİ TATLANDIRICI OLMAYAN tatlı bir bitki olan Stevia FDA tarafından onaylanan bir diyet ürünüdür. MONSANTO'ya bağlı olduklarından FDA yıllarca bu tatlı gıdayı göz ardı etti. Bu konuda mevcut literatür: EXCITOTOXINS: THE TASTE THAT KILLS (Öldüren Tad) - Dr Russell Blayblock (Health Press)

1-800-643-2665 1-800-643-2665 ve DEFENCE AGAINST ALZHEIMER'S DISEASE (Alzheimer Hastalığına Karşı Savunma) - Dr H J Roberts. ve Dr. Roberts aynı zamanda bir diyabet uzmanıdır. Bu iki hekim aspartamın öldürücü etkisini gösteren vakaların yer aldığı bir çalışmayı Internette yayınlayacaklar. American College of Physicians Konferansına göre 'bu ölümcül zehrin neden olduğu nörolojik hastalıklar salgınından bahsediyoruz.' Sorun bu: aspartamın 100 farklı üründe bulunduğuna dair Kongre tezleri mevcut. İlk tezden sonra peş peşe iki tez sunuldu, ana bir faydası olmadı. Hiçbir şey yapılmadı. İlaç ve kimyasal madde lobilerinin cepleri çok dolu. Bu madde halen beş binden fazla üründe bulunuyor ve HASTALAR TÜKENİYOR!!

Aspartamın yaratıcısı olan MONSANTO'nun bunun ne kadar öldürücü olduğunu bildiğinden eminim. Birçok kuruluşun yanı sıra Amerikan Diyabet Derneği, Amerikan Diyetetik Derneği, Amerikan Tıp Fakültesi Konferansına fon sağlıyorlar. Bu New York Times gazetesinde yayınlandı, ama bir faydası olmadı. Bu dernekler herhangi bir katkı maddesini tenkit edemiyorlar veya MONSANTO ile bağlantılarını açıklayamıyorlar çünkü gıda sanayiinden para alıyorlar ve ürünlerini desteklemek zorundalar.

Senatör Howard Hetzenbaum tüm bebek, hamileler ve çocukları aspartamın tehlikeleri hakkında uyaran bir yazı yazdı. Bu yazıda toplumda mevcut sorunlar (nöbet hali, beyin kimyasında meydana gelen değişiklikler, nörolojik ve davranış bozuklukları; semptomlar) hakkında yapılan bağımsız çalışmalar da yer alıyordu. Bu yazı güçlü ilaç ve kimya lobileri tarafından yok edildi, böylece herhangi bir şüphe taşımayan insanlar hastalık ve ölüm karşısında çaresiz kaldılar."

12 Kasım 2010 Cuma

Karaciğerimiz için Lavanta kürü

Sevgili Lupus;

Herşeyden önce ben bunu buraya yazıyorum ve bana iyi geldi ama istiyorsanız doktorunuza danışarak böyle bir kür uygulayın. Ayrıca lavanta kürü Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun kitabının 157 sf. dan alıntıdır.




"Bir tutam lavatnayı 300 ml ( yaklaşık bit buçuk su bardağı) suda dört dakika demleyiniz. Dört dakikadan fazla demlemeyiniz. Demleme esnasında sıcaklığını kaynama noktasında tutunuz. Cezvede demlerken ocağın altını çok kısık tutunuzç Fokur fokur kaynatmayınız. Çok yavaş bir şekilde kaynıyor kaynamıyor gibi demleyiniz. Demleme süresi tamamlandıktan sonra, ılımasını beklemeden süzülmesi gerekir. Süzme işlemi tamamlandıktan sonra içmek için ılımasını bekleyiniz. Onbeş gün boyunca hergün, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içilmelidir. Her kullanımda taze olarak hazırlanması şarttır. Birgün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. İçerisine şeker veya benzeri hiç bir katkı ilave etmeyiniz. Onbeş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrine göre haftada 3-4 defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içmeye devam edilir. Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur.

Her sağlıklı insanın yılda bir defa onbeş günlük lavanta kürünü uygulamasında çok büyük faydalar vardır."

Ben bu kürü kara ciğer değerlerim çok yükseldiğinde uygulamıştım ve çok yararını gördüm. Umarım bu bilgi yaralı olur.

İyi geceler Lupus

Uzun zamandan sonra tekrar sana bir mektup :)

Sevgili Lupus;

Sana neden bunca zaman yazamadım ya da zaman zaman yazmaya ara veriyorum anlayamadım. Hep aklımdasın, tam unutacak gibiyken birşekilde tekrar hayatıma giriyorsun. Doktorla ilgili sanırım şanssızım  yani daha çok iyi bir lupus uzmanıyla karşılaşamadım. Herşeyden önce keşke biraz hasta psikolojisini bilseler diyorum kendi kendime. Bazen azarlanacağımı düşünerek kafamdaki çoğu soruyu soramıyorum. Neyse artık kafaya takmamayı öğrenmek lazım. Sadece benim için önemli olduğunu düşündüğüm soruları rahatça sorabileceğim ve gerektiğinde ulaşabileceğim bir doktora ihtiyacım var. Umarım yakında o doktoru bulurum.

Doktor haricince iyi gidiyorum. Mesela Kotizonu hayatımdan çıkarıyorum. Baştan beri doktorun imkansız dediği şey gerçekleşiyor ve ben bunu baştan beri biliyordum. Lupus hastalığı  bir etiket ve bu etiket zamanla kalkacak. Yani ben çoğunun garip bulduğu bir yoldan iyileşmeye karar verdim ve şansımda iyi gitti çünkü çok ağır bir lupus hastası değildim. Sevgili lupus seninle sakin sakin uğraşmaya devam.

Sevgili Lupus herkese söylüyorum bir kere daha söylemek istiyorum. Yediklerimize dikkat edersek, stresi hayatımızdan çıkarıp düzenli olarak pilates veya yoga ya da herhangi bir spor yaparsak seni yenmeya çok yardım ediyor. İlaçlarda yardım ediyor, doktorlarda yardım ediyor ama ilk önce biz kendimize yardım edelim yaşamımıza dikkat ederek. Söylemesi yapmaktan zor kendimden de biliyorum ama denemekte fayda var. Sonuçta  Lupuscuğum seninle birlikteliğim çokta uzun bir süre değil ama yinede her deneyimimi bu blogta paylaşmak istiyorum.

Teşekkürler
Sevgiler

8 Ekim 2010 Cuma

Yarın yine doktor :)

Sevgili Lupus;

Evet yarın büyük gün yine doktorla bir buluşma :) Daha birkaç test yapılacak ama yarın bakalım ne denilecek. Bu sefer belki ilacı bırakabilirmişim ama çok umutlanmak istemiyorum. Umarım doktor yine moralimi bozmaz. Ya da saçma sapan bişi sölerse umarım bu sefer gereken tepkiyi gösterebilirim :))



Umarım sevgili lupus hayatımdan çıkmaya karar vermişsindir ve seninle yollarımız hiç kesişmez. Üzgünüm ama seni hiç özlemem :)

7 Ekim 2010 Perşembe

Şeker ile ilgili önemli bilgiler

Sevgili Lupus;

Normalde forward mailleri pek açmam ama babamın yolladığı bu önemli maili burada paylaşmak istedim.




PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI

"Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!"

Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atın!

Prof.Dr . Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor...

Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor.

Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin
kapısından başlayabiliriz!

Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah.

Muayenehanesinin kapısında "prof."yazmıyor.

"Ben üniversitede hocayım, burada hekim" diyor.

Söz bir ara "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim" diye.

Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları.

Ancak Demirkol bir "akıllı beslenme" uzmanı.

Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor.

Peki beslenme nedir?
İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık.

Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak.
Doğru mudur?

"Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk.

O, şekerle başladı.

"ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"

DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir.

ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada.

64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın
şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.

Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor.

Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli.

"Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok yanlış.

nsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.

"12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"

AYDINLIK- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?

DEMİRKOL- Asla doğru değil.

AYDINLIK- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?

DEMİRKOL- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar.

Şeker sadece meyvede var.

Meyve esas olarak bir kültür bitkisi.

Doğal ortam sebze ağırlıklıdır.

İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda
olumsuzlaşıyor.

O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış.

Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor.
Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor.

Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı.

Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü.

Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet.

Bir de edimsel tip 2 diabet.
Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar.
Yaşlanma süreci olarak kabul edilir.

60'lı yaşlarda görülmesi beklenir.

Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var.

Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok.

Tamamen bir damak alışkanlığıdır.

"KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"

AYDINLIK- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
DEMİRKOL- Doğru.

Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden
vücut elde ediyor.

Kanser hücresi de şekerle besleniyor.

Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.

Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır.

Glikoz kan şekerimizin de adıdır.
Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir.

Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.

Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır.

İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür.

Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye.

Çok az enerjiyle çok işler yapabilir.

Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır.

Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır.

Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü.

İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek.
Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak.

İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır.
Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.

Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır.
Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz.

Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor.

Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor.

Bu da 30 gram şekerdir.

Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır.

Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar.

Bugün Amerika'da
alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.

"MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"

AYDINLIK- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.

DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.

İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir.
Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin.

Bir matematik yapmak zorundayız.

Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.

AYDINLIK- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?

DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler.

Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.

AYDINLIK- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi?
Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi?

Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?

"HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…"

DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam.

Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum.

Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

AYDINLIK- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.

DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz.
Tıkıyoruz ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

AYDINLIK- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi.

Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider
yermiş ilaç niyetine.

DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var.

Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu.

İki büyük atılımı oldu.

Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı.

İki; patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor.

AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…

AYDINLIK- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?

DEMİRKOL- Yok, bir konu daha var.

Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek.

1920'li yıllarda Amerikan başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak" fetvasında bulundu.

Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi.

Göz alabildiğince mısır ekildi.

Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır.
Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı.

Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti.
Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine.

Artık şeker endüstriyel.
Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz.

Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor.

Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.

KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

AYDINLIK- Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.

DEMİRKOL- Maalesef.

Şimdi bilgi çağındayız ya!

Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız.

Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda.

O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor.

Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı
oksitlenmedir.

Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır.

Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız.

Örneğin, üzüm çekirdeği.

Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını
belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör.

Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor.

Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var.

Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var.

Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.

"KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"

AYDINLIK- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?

DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde.

Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum.
Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz
trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş
yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi
yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan
aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği
oluşuyor. Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama
oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü
düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici
maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan
mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.

Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde
yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim
ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal
yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.

ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI

AYDINLIK- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak
da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?

DEMİRKOL- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle
aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye,
yapay yeme ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak olarak
görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor.
Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz
itiraz ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler vardır". Yani hayvansal
gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı
protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur
pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı
bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm,
bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.

AYDINLIK- Antep yöresinin yuvalaması gibi..

DEMİRKOL- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar.
Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve
karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir.
Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir
hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de
biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et
doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az
özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı
değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay
yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla kandırarak
hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün
her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle,
yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan
şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası
olmasına yol açan bir beslenme şekli.



İNEK NE YEMELİ

Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur .
Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur,
yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol
açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük
antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda
meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde
bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme
hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini
sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı
insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar.
İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu
söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile
konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i
geçmiyor.

Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle.
Ekolojik hayvancılık denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş
ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce
hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal
beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.

AYDINLIK- Demek Amerika'dakilerin varmış.

DEMİRKOL- Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde
edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü
olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda,
mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde
yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken,
türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin
sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı
olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3
ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.

HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ

AYDINLIK- Ne fark var arasında?

DEMİRKOL- . İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı
lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre
zarındaki yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz
yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça
elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür
balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor.
Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle
metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok
omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi
ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.

Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ
asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu
doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır. Bundan
40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik.
Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar
iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim
kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki
dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir
iyilik elde etmiş olmuyoruz.

DEPRESYONUN ÇARESİ

AYDINLIK- İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?

DEMİRKOL- Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz
azıcık omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3
olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten
oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne
bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan
araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi.
Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya
uçacak.

AYDINLIK- Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.

DEMİRKOL- Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az
oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ
asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.

ÇAY VE ZEKA

AYDINLIK- Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?

DEMİRKOL- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin
yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş
olmadı, ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir
eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz
Nesin haklıydı.

Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz
yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.

AYDINLIK- Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?

DEMİRKOL- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen
sonra çay içilebilir.

AYDINLIK- Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği
söyleniyor.

"ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"

DEMİRKOL- Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir
olay. Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların
sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla
kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya "enfarktüs"
olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum
olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için
omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve
soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın
bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.

AYDINLIK- Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı
mı, üretim hatasından mı?

DEMİRKOL- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği
için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün
emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha
var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ
asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ
asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer
taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki
iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.

"ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI"

AYDINLIK- Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram
mı? Güzel nedir?

DEMİRKOL- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz
etmedi mi, "benim annem böyle yapıyor" diye?

AYDINLIK- Ben güzel yemek yaparım.

DEMİRKOL- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını
arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu
arıyor.

AYDINLIK- Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne
kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor.
Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için "bak bu
güzeldir" deniyor çocuklara.

DEMİRKOL- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum.
Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.



SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)



" Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır.
İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki
çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik
yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin
ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz."



"Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki
en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir.
Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi
bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten."



"Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla, hayvanları
meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü,
pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla
besleniyor.



Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur.
Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur,
yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.






Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük
antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda
meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde
bu hiç yoktur.



Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı
dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün
eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki
fark yüzde 10-15'i geçmiyor.



Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür
balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim
ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.



Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine
hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var.
Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine
dönüşüyor.