4 Ağustos 2016 Perşembe

Kabulleniş

Sevgili Lupus,

Nasılsın? :) Gerçekten nasılsın? Seni bir tanımak istiyorum nesin ne değilsin keyfin nasıl? Hangi duygularla hangi noktama nasıl saldırıyorsun falan böyle şeyler öğrenmek istiyorum hakkında. Okuduğum kitapların hepsinde organlarımızda geçmişten gelen duygu birikimlerimiz olduğunu öğreniyorum. Az çok biliyorum senin nasıl başladığını bana ne öğretmek için geldiğini falan... Bayağı da yol aldım bu duygusal yolculukta ama hala öğrenmem gereken birşeyler var hep olacak biliyorum. Sadece artık daha bir güveniyorum evrene, kendime vs vs. Çok korktuğum oluyor ateşimin çıktığını hissettiğim dakikalar ama sonra resmin dışına bakıyorum gözlemliyorum hangi koşullarda yapıyorum bunu kendime ve bir cevap geliyor. Geldiği an o yaşadığım duygu daha çıkmaya başlarken yakalıyorum değiştiriyorum :)



Karmaşık geldi değil mi? :) Aslında o kadar uçuk fikirler değil bunlar. Bilincimiz, egomuz "Ay saçmalama ya, öyle şey mi olur? Bal gibi hastayım ben! Ölebilirim bile bak kızdırma kafamı!" diyor. Bunları kendi bilincimden biliyorum. Ay bir susmadı bir dönem vır vır vır. Hiç motive edici değildi. Sonra dinlememeyi öğrendim onu. Ara ara panik anlarımda,  korktuğumda yani aslında tehdit hissettiğim durumlarda egom yine devreye girip konuşmaya başlıyor vır vır  ve fark etmem belki bir günümü alıyor. Bir günü nefesimi tutarak, panikleyerek, ellerim terleyerek geçiriyorum sonra ay ne yaptım ben diyip bir meditasyon patlatıyorum. Hop aydınlanış :) Dalga geçiyorum biliyorum ama sizde geçin bu durumla, cidden yoksa hayat boyu ne yaparız? Hep depresif  hep ağlak? Hayat mı geçer? Geçmez :)

Basit olan noktaya dönersek: Bilinç altımızda duygular biriktiriyoruz. Korkular, suçluluklar, üzgünlükler, güvensizlikler ve hayal kırıklıkları... Sonra bunların organlarımızdaki etkileri var. Öğrendiğimiz için de bu duyguları vücut artık bırakmak istemiyor. Hatta o kadar bağımlı hale geliyoruz ki egomuzu beslemek için o duyguları yaşayacağımız olayları hayatımıza çekmeye başlıyoruz. Örneğin Suçluluk duygusu, miyomlarımın nedeni olduğunu öğrendiğimden beri çalışıyorum. Bu bana çok eskilerden gelen bir duygu ama ne kadar çabalasamda bu duygudan kaçamıyordum. Sonra  durumdan kaçmadan izledim. Kavga sonucu kendimi suçlu hissettiğim için kavgayı tetiklediğimi gördüm. Sonra baktım bu bir döngü her seferinde aynı yere geliyorum. Bir fark yaratmaya karar verdim, izledim. Gerçekten olay değişti. Çözülme yaşadım. Bu sadece bir nokta daha geçmem gereken yüzlerce yol var. Hemen olmayacağının da farkındayım ve benim kadar sabırsız bir insansanız en zor kısmı beklemek :) Sonuç ben ameliyata ikna olmuşken miyomlarım yok olmadı hayır :) Ama kendi doktorum ameliyat olmama gerek olmadığını ne kadar büyüselerde operasyon geçirmeyeceğimi ilaçlarla yardımcı olacağını söyledi. Daha bir mucize gerçekleşmedi ama benim bu miyomlarla gönlümce uğraşacak rahat rahat vaktim var :) Sonunda bir değişim olursa ne mutlu olmazsa da her zaman söylediğim gibi canım sağolsun :) Denemeden bilemem.

Lupus seni de gözlemliyorum canım merak etme. Nedir ne değildir duygularıma bakıyorum. Kalbimde bir yerlerde seninde gitme vaktini kabul ettim. Beklemeye razıyım bugüne kadar hep güzel yerlere gitti yolum. Seni suçlayıp dursam da bugün bu insan olmam senin sayendedir. Savaşmıyorum öğrenmem gerekeni öğrenmeye çalışıyorum cidden. Dikkat ediyorum kendime :)

Sevgiler :)

15 Temmuz 2016 Cuma

Aydınlanma :)

Sevgili Lupus,

İki hafta önce hayatımdaki bazı şeyler değişmeye başladı. İlk başlarda çok canım yandı ama sonra değişimin karşısında durmanın gereksiz ve yorucu olduğuna karar vererek değişim nehrinde akıntıya kapıldım. Kalbim değişiyor, ruhum değişiyor en önemlisi de hislerim değişiyor kendime ve çevremdekilere karşı. Değişmek sanırım hiç bitmeyecek bir serüven ve hayatta değişmeye direndikçe aslında daha çok yorulduğumuzu geçen bu iki haftada biraz daha anlamaya başladım. Eski ben olup olayları kontrol etmeye çalışmak istedim. Hem benim için hem de karşımdaki için yapabileceğim en kötü şey olduğuna karar verdim ve her seferinde aynı şeyi yapıp farklı bir sonuç elde etmem mümkün olmadığından bu sefer bırakmaya ve gözlemlemeye karar verdim. Bu sürede de okuduğum kitaptaki meditasyon kısımlarını yapmaya başladım.

Kendimle ilgili bu kadar çok şeyi kabul edip, affedip bırakmak oldukça yorucuydu. Ne çok şey biriktirmişim derinliklerimde. Azmettim:)  2 saatten fazla günlük meditasyonlar yapıp derinlere inmeyi başardım. Olumsuz duygu ve düşüncelerimi çıkardım o derinliklerden ve gönderdim :) Evet gönderdim kurtuldum, yerine de daha güzel mutlu duygular koydum. İçim bir rahatladı anlatamam :) Yalnız kalmaktan korkmuyorum artık kendimle de mutlu olabildiğimi biliyorum. Hatta bunun nasıl bir his olduğunu anlamak için bugün kendimle randevum vardı. Gerçekten gülme :) kendi kendimle randevu ayarladım :) Deniz kenarında ben ne istersem onu yaşayabileceğim bir gün. Eskiden hep bahaneler üretip çıkamayacağım bu randevuya azimle karar verip ders programımı ayarladım. Sonra tam sabah uyandım herşey hazırdı ki ablam ve Linamın bugün gelmeleri gerekti. Hemen vazgeçmek istedim. Sonra dedim ki gideyim ben. Bu sefer de bir suçluluk hissi kapladı içimi. "Ulan bugün ablanla  Lina geliyor başka gün mü kalmadı boşver" dedim. Ay bir fark ettim bunların hepsi bana birşeyler göstermeye çalışıyor. Hop yine incelemeye başladım kendimi. Sonra herşeyi biraz daha fark ettim. "AAA benim kendimle çok önemli bir randevum var, deniz kenarında asla iptal edemem." İşte bu oley artık kendi kendim için önemli bir insanım. Saçmalıyor gibi geliyorum yazarken ama ne yapayım çok heyecanlıyım bu aydınlanmalar için. Sonuçta gittim. Tüm gün sahilde kitabımla başbaşaydım. Bir sürü şey fark ettim meğer ben uzun yüzmeyi seviyormuşum. Sonra sırt üstü yatıp denizin altındaki sesleri dinlemeyi ve dalıp taklalar atmayı ve bunları yaparken yalnız olmayı da seviyormuşum. Uyudum uyandım meditasyon yaptım kitapta artık 4. Hafta meditasyonuna geçmeye karar verdim. Böyle muhteşem ve aslında basit bir gün yaşadım :)



Şimdi son haftadayım. Meditasyonun bu haftası biraz daha ilginç. Olmak istediğim insanı hayal edip onun gibi davranıp onun gibi düşünmeye çalışıyorum. Bütün gün sahilde "Kim olurdum? Nasıl olurdum? Nasıl hissederdim?" Sorularını cevapladım. Çok zormuş. Çünkü hayal kurmaya çalışırken bile acabalar nasıllar vs gibi anlamsız sorular dolduruyor zihnimi. Kitapta bin kere falan nasıl olacağını sorgulama sadece hayal kur diyor ama ben sürekli acaba yanlış mı kurdum ya olmazsa, abartma bu nasıl olacak gibi şeylere dalıp gidiyorum. Sonra işte o noktada sırt üstü yattım denizdeki sesleri dinledim rahatladım hayal kurmaya başladım bir havalara girdim! OO ben lupusun tedavisini bile bulmuştum bir sürü inana yardım ediyordum, asistanlarım vardı herşeyi not alan, yeni kitabım çok iyiydi, acayip sağlıklı ve neşeliydim. En önemlisi tam hissediyordum. Bir bütün bir yanım eksik değildi. Bir coştum gülümsememi durduramıyorum. Bir de adam kitapta bu anı bırakmayın alışın ve eskideki kötü üzücü şeyleri düşünüp enerji harcamaktansa bu yarattığınız dünyaya enerji harcayın falan! Bana çok mantıklı geldi.

Geçenlerde korkularım içinde en büyüğü terk edilmek çıkmıştı. Terk edilip gitmek... En büyük korkumu yaşadım. Bin kere söylesem de bunu, herşeyin konuşulması gerektiğini çekip gitmenin bir çözüm olmadığını bir şey değişmedi. Her gittiğinde özürler dileyip getirsem de bu kendimi suçlu hissetmekten başka bir şeye yaramadı. Benim değiştirebileceğim bir şey olmadığını kabullendim giden insanı geri getirmek ya da tutmak bir çözüm değil. Kısa süreli bir çözüm ama gidiyorsa o kadar da iyi bir durum değil zaten için de bulunduğum durum. Bu kendime karşı sevgi dolu bir yaklaşım değil. Ben değerliyim kendimi seviyorum ve kendimi terk etmiyorum. Duygularımı, düşüncelerimi, sevgimi harcayıp savurmak istemiyorum. En önemlisi kendime karşı sevgi dolu olabilmem sonra karşımdakini bir bütün olarak sevebilirim. Kendini suçlayıp, kızmak vs hiçbir işe yaramayan yok edici duygular. Zaten kimsenin bu duygulara ihtiyacı yok. Bu ayrılık süreci bırakıp gözlemlemenin tutup kontrol etmekten daha önemli olduğunu gösterdi. Kendime bakış açım değişti. Kendimden özür dilerim bedenimi ve ruhumu böyle saçma şeylere maruz bıraktığım için. Kendimi özgür bırakıyorum. Belli mi olur belki de lupusun tedavisini bulurum ruhsal yoldan :)

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Bırakmak

Sevgili Lupus,

Bir kitaba başladım demiştim ya, o kitap hayatımı kökten değiştirmeye başladı ve değiştirmeye devam ediyor sanırım. Kendimle ilgili enteresan şeyler keşfettim ve artık hiçbir şeyi tutmak istemiyorum seni bile. Ben sadece kendimle mutlu olabiliyorum bunun için ne sana ne başka birşeye tutunmam gerek var. Lupusla mutlu olunur mu diyen sesleri duyar gibiyim? Ama aslında lupus kötü bir aşk hikayesine benzer. Bazen çektiğimiz acı bize kişiliğimizi hatırlatır. Demiştim ya arebesk bir toplumuz diye işte o acı arebesk olmamıza olanak sağlar utamadan sıkılmadan. Ben bile bunu düşünürken kendime kızmıştım ama fark ettim işte hani kurtulman gereken birşey olduğunu bilirsin ama bırakamazsın. Bilmiyorum, bunu fark etsem bile elimde olmayan imkanlardan daha yeterince yenememişimdir seni. Zaten çokta sorun değil şimdi fark etme evresindeyim. Yenip yenmemek sonra gelebilecek aşamalar...


Lupus ve bazı aşk hikayeleri... İlk başta bütün aşk hikayeleri dolu dizgindir, herşey çok özeldir, bütün tesadüfler gerçek aşk olduklarını işaret eder. Sonra bir bakarız içinde kaybolmuşuz bu duyguların. Gerçekliğimizi kaybederiz. Sadece bu hikayeyi yaşatmak için kendimizden çok şey veriririz ve sadece bizimle kalsın diye herşeyi kabul etmeye başlarız ve kendimizi suçlarız her gidişte. Sonra birden farkına varırırız. Bir daha gitmiştir ve aslında neyi tuttuğumuzu bilmeden tutmak isteriz. Bırakmak için doğru an geldiğini içten içe bildiğimiz için ne aramak isteriz ne yazmak. Birşeyleri bizim değiştiremeyeceğimizi anlamışızdır. İşte senin gibi lupus senle belkide inişli çıkışlı bir aşk hikayesi bizimki ve seni bırakamadım.

Artık geleceğimde ne hissetmek istediğimi biliyorum ve bu duygular içinde yaşamak için her gün meditasyon yapıyorum. Özgür hissediyorum kendimi. Korkum, kaygım, suçluluk duygum azaldı. Özgürleştikçe bedenimin şuanki durumundan da uzaklaşıyorum ve doğal halimle seviyorum kendimi birşeye ihtiyacım olmadan. Mutluluğumuz ya da mutsuzluğumuz kimseye veya hiçbirşeye bağlı değil artık bunun da farkındayım. Herşey kendimizle ilgili...

Hep zoru seçmeye gerek yok kahraman olmak için ya da zor yoldan gitmeye. Kolay yolları görmek için biraz daha basit düşünmemiz gerekir. Amele olmaya gerek yok yani. Kendime hep söz vermiştim bir daha kendimi o kadar üzmeyeceğim diye, sanırım içindeyken insan anlamadan kaptırıyor kendini. Şimdi işim, hayatım herşey için yeni bir döneme hazırım. Kendiliğinden yoluna gireceğini biliyorum. Evrene hep güvendim şimdi biraz da bırakmayı öğreniyorum :) 

 Hayat herkese bolluk, bereket sağlık, mutluluk getirsin. İyi bayramlar.

28 Haziran 2016 Salı

Hasta psikolojisi

Sevgili Lupus,

Ben ne kadardır yazmamışım sana? Günler su gibi geçip gitmiş. Bir de tabii Linam geldi, ondan kendimi bile unuttum :) Boş vakitlerimin hepsini ablam ve Lina ile geçiriyorum. Teyzeliğimin keyfini sürüyorum. Yazın dinlenirim boş boş takılırım desem de yine öyle olmadı. Yaz kışa göre daha hareketli çünkü boş vakitlerde hep yapacak birşeyler var :)



Şimdilerde bir kitap okuyorum ve onun etkisine girdim. Aklıma sen geldin yazayım dedim. Kitabın ismi "Kendiniz olma alışkanlığını kırma" yazarı "Dr. joe Dispenza" Oldukçe ilginç bir kitap. Hastalığa ve kendime farklı bir açıdan bakmamı sağladı. Bence sizde okuyun zararı olmaz :)

Bu geçtiğimiz 3 hatta 4 ay rahmimdeki miyomlarla çok vakit kaybettim. Aşırı kanama ve halsizlikten rüya aleminde gibi takılıyordum. Hala da devam ediyor ve ameliyat olmam gerekiyor. Yazın olmak istemiyorum tabii biraz beklemek ve bir umut miyomları düşünce gücüyle geçirmek istiyorum. Biraz fazla büyükler ama neden olmasın :) Bir tanesi 7 cm, bir tanesi 5 bir tanesi de 2 cm. Seç beğen al :) Nedense bu sefer doktor alınması gerekiyor dediğinde çok panik olmadım. Bir rahatlama hali var herşeyin yolunda olduğuyla ilgili. Yani artık vücudum bana ne anlatmak istiyor onu dinlemeye çalışıyorum. "Aman tanrım bu benim başıma neden geldi?" tepkim biraz yumuşadı.

Lupusta genel hissiyatım. "Ulan bu neden benim başıma geliyor? Herkes gibi normal olmak, sağlıklı olmak istiyorum. Günlerimi lupusu düşünerek ay acaba bunu yaparsam atak olur mu? Ay yorgun hissediyorum acaba lupus mu? Ateşim mi var?" Falan gibi. Sağlıklı insanların pek anlayamayacağı paronayak bir durum. Yani yakınan kadın tipini hiç sevmem. Böyle başı ağrır sanki dünyanın sonu gelmiştir ya da azcık midesi bulanır yataklara düşer. İşte tam bu noktada birşeyi öğrenmem gerekiyormuş o kadar da kızmamak lazım o tip insanlara vardır bir psikolojik nedeni onların da. "Kızdım, ben çok güçlüyüm bana bişi olmaz, hayatta dinlenmem, yorulmam" diyen bir kadın oldum da noldu? Lupus oldum. Hıh işte lupusta bence bana bunu öğretmek istiyor. Yani ben kendimi biliyorum lupus falan olmasam ırgat gibi durmadan çalışırım. Stresten kendimi yerim bitiririm. İşte şimdi farkındalığımı yaşıyorum ve artık ona ihtiyacım olmadan da ben değerliyim dinlenmem lazım kısmını kabulleniyorum. Birkaç anlamam gereken şey de kaldı onları da anlayınca bence lupus kendiğinden gidecek biliyorum. Belki acınmasını istedim bana, ilgi görmek istedim çünkü hepimiz arebesk bir türk edebiyatının çocuklarıyız. Hepimizin çok derdi var, hepimiz çok acınası durumdayız :)) Şaka şaka fıstık gibi hayatım var farkındayım ama daha yeni farkına vardım ve varıyorum :) Şimdi bu kitap ban başka bir yol açacak. Bu miyomlar, lupus öğrenmem gerekeni öğretip gider biliyorum. Gitmezse de canları sağolsun çözümü var, tıp ilerledi :) Gerçekten artık bu kafadayım kurtulucam diye de kendimi strese sokamam. Kurtulamazsam da yetersiz hissedip kendimi suçlayamam ben buyum bu halimi seviyorum :)

Sonuç arkadaşlar her gün bir sürü mesaj alıyorum sizden. Face ve instagramdaki fotoları falan görüp "Sen nasıl böylesin" diye. Ben de zaman zaman inişler çıkışlar yaşıyorum. Yoruluyorum bazen hiç keyfim olmuyor. Benim de hayatta yaşadığım zorluklar var kimse dörtdörtlük değil. Sadece kendime acımayı bırakıp zevk almaya başladım tavsiye ederim. O zaman insan başka şeylere açık olabiliyor. Enerjisi de artıyor daha bir pozitif oluyor :) Kendinizi sevin ve öğrenmeye çalışın neymiş vücudunuzun, ruhunuzun derdi :) öpüyorum

2 Nisan 2016 Cumartesi

İyi ki doğmuşum!

Sevgili Lupus,

Bir haftadır hatta daha uzun zamandır sana yazmak istedim ama ancak iki dakika oturabildim :) İşimle ilgili bazı şeyler yapıyorum. Kendimi yormamaya çalışarak işleri halletmeye çalışıyorum ama içimde bir değil bin kaplan yaşadığı için arada kontrolü kaçırıyorum. Kaldırmamam gereken şeyleri kaldırıyorum. O da yetmiyor koşuşturma sırasında kendimi unutuyorum ama sonra "Hop napıyorsun sen?" diyip oturuyorum oturduğum yere. Bazen ne zor kendimizi tutmak  :) Bahar yorgunluğu denilen şey bayağı kötü, sabahları yataktan kalkamıyorum. Bunlara rağmen güneş açtıkça ve çiçekler mis gibi koktukça insan mutlu oluyor :)

Geçen hafta doğum günümdü. 31 yaşında oldum. Bu yıl artık süpriz yapılmaz yapılsa da yemem diyerek pek bir doğum günü kutlamayacağımdan emindim. Geçen yıl zatem muhteşem bir doğum günüyle 30 yaşımı doldurmuştum. Bu yıl da sevgilim sağolsun güzel bir planla beni kandırmayı başardı. Aslında sadece o da değil yalan söyleyemeyen annem bile bayağı güzel kandırdı beni. Bir de arkadaşlarımın haftaya kutlarız ayakları falan. Bayağı bir inandım :)

 Güneş "Seninle başbaşa otele gidiyoruz" diyerek doğum günü sabahı aldı götürdü beni :) Bu sırada da sabah annemle konuşuyorum "Aa ne güzel ondan hiç sesin soluğun çıkmıyor. İyi eğlenceler, bizle de sonra kutlarsın." diyor. Bazı arkadaşlarım doğum günümü kutlayıp, haftaya bir program yaparız diyor. Ablam da öyle. Derken biz otele gittik. Benim surat asık arkadaşlarım ve ailem yanımda olmadığı için :) Sonra odaya bir çıktık off hayatımda gördüğüm en güzel oda :) O sırada benim başbaşa, arkadaşsız ve ailesiz doğum günü kutlanır mı tribimden eser kalmamıştı. Olduğum yerde zıp zıp zıplıyordum mutluluktan. Sonra Güneş "Hadi yemeğe gidelim"dedi. Ben tribal  "Ya neden gidiyoruz biraz takılalım burda, güzel işte!" dedim. O kolumdan tutup götürdü tabi :) Sonra ben babamı görür gibi oldum "Babam" dedim Güneş "Ne babası ya, yanlış görmüşsündür" dedi. Neyse yazık bunlar, dışardan aynalı içerden gözüken camekanın arkasına saklanmışlar görünmedikleri düşünüyorlar :)) Ben koşup gittim yanlarına "Süprizz" :) Gerçekten çok saşırdım ve çok sevindim. Hayatımın en güzel günlerinden biriydi!



Gerçek dostlarla çok zor karşılaşılır biliyorum. Ben gittiğim her yerde dostlar kazanmaya çalışırım çünkü hayattaki en önemli şeylerden biri olduğunu çok erken öğrenmiştim. Ne mutlu ki bana Urla'ya geldiğimden beri mükemmel insanlarla tanışmışım ve onlar dostlarım oldu. Bana her zaman destek olan süper ablam, annem ve babam :) Bir de çok güzel kalpli bir sevgilim  :) Doğum günümde beni bu kadar mutlu edip şımarttığınız için çok teşekküler. Sizleri seviyorum! İyi ki varsınız! İyi ki doğmuşum!

2 Mart 2016 Çarşamba

Güneş

Sevgili Lupus,

Bugün Güneş ile tanışalı bir yıl oldu. Hayatıma girmesi ve değiştirmesi bir yıl önce başladı :) Ne garip. Yazdığım romanda son karakterin ismi Güneş'di. Hiç Güneş isminde birini tanımıyordum öylesine seçmiştim o ismi. Sonra çok sevdiğim arkadaşım Filiz bir gün pilates için kapıdan girdiğinde  seni biriyle tanıştıracağım ismi "Güneş" dedi. Parantez açarsak Filiz o dönem bana çok destek oldu hem kitabımı bitirmemde hem de o dönemi atlatmamda. Çok teşekkür Filiz!

Kitabım yayınlanmadı. Belki iyi değildi. Ben de bu konuda yazdıkça kendimi geliştiriyorum. Bir de bu bir sektörmüş birkaç yayın evi parayla yayınlamak istedi ama ben bu şekilde basılmasını istemedim. Çok kırıldım yayınlanmadı diye. Kendimi yetersiz gördüm vs. Ama sonra fark ettim ki o kitap beni tedavi etti. En önemlisi de "Güneşimi" bulmamı sağladı.  Şimdi yazdığım için pişmanlık ya da kırgınlık hissetmiyorum. Sadece şükran duyuyorum bana kattıkları için. Yayınlanmadı diye yazmaktan da vazgeçmedim. Yeniden başladım başka romanlar yazmaya. Belki bir gün biri yayınlanır ya da yayınlanmaz. Önemli olan yazmayı sevmem.



İnsanın sevdiği şeyi devam ettirmesi lazım. Başarı sağlar ya da sağlamaz. Bize günümüzde öğretilen şey"Eğer başaramazsan yapma aman salaksın işte."dir :) Başarısızlıktan korkarak denemeyip bilemeyeceğimiz için olup olmayacağını, ilk önce bir adım atıp denemek gerek. Sonra bakarız olur mu olmaz mı :) Başarısızlıktan korkarak geçmez bir ömür.

Örneğin sevgi. Ben birkaç ilişkide başarısızlık yaşadım diye sevmekten korksaydım eğer Güneşim hayatıma hiç girmezdi. Yine kaybetmekten korksaydım kalbimi hiç açamazdım. Bir yıl önce kalbimin anahtarını bulup açan adama her şey için teşekkürler :) İyi ki girdin hayatıma.

24 Şubat 2016 Çarşamba

Bir dilek hakkım iyiliğe

Sevgili Lupus,

Bahar geldi. Yalancımıydı bilemiyorum ama geldi :) Papatyalar falan açtı o kadar geldi yani :) Hatta 20 dereceleri gördük. İnsan neşe dolmak böyle hiçbir şeye takmadan aşkın ve baharın tadını çıkarmak istiyor ama nedense bir depresiflik var üzerimizde. Yaşadığımız yerde olan şeyler artık her geçen gün artıyor ve insanı umutsuzluğa sürüklüyor.



Ülke olarak bahar gelmedi, hatta  karanlık bir kış havası var. Nefes almayı zorlaştıran bir sis var sanki. İşte bu nedenle depresifiz. Tecavüz normalleşiyor yapanlar cezasız kalıyor. Tenhalarda tek başımıza dolaşmak tehlikeli artık tecavüz, taciz korkumuz arttı. Kalabalıklarda bombalardan korkar olduk. Her gün ölüm korkumuz arttı. Artık uçağa binerken bile uçak düşer mi diye korkmadığımı fark ettim. Uçakta bomba varmıdır diye korkuyorum. Nasıl bir paronayaklaştık anlatamam.

Habire de neşeli pozitif kalma çabamam var hastalık gelmesin diye. Günde bilmem kaç saat meditasyon yapıyorum. O da yetmiyor spor yapıp yürüyorum. O da yetmiyor dizi falan izliyorum. O da yetmiyor bir de film izliyorum. Ya napıcaz biz ya? Ben yaşadığım yeri seviyorum gitmek istemiyorum.

Daha önce yurt dışında yaşadım. Birkaç yer gördüm ettim ama yaşadığım yer kadar güzeli yok. Ayrıca orda hep ikinci sınıfsın ne yaparsan yap o milletten değilsin. Burasının havası, toprağı, denizi güzel ya. Neden gitmek zorunda hissediyorum kendimi? Sağlıklı olayım , kafam rahat olsun diye gidesim geliyor ama üff ya!... Biz kalalım gitmesi gerekenler gitsin. Ay yaşamak istiyorum ben ya sağlıklı mutlu!

Nasıl bi kafa karışıklığıyla yazıyorsam. Ruhsal karmaşam yazıma da yansımış.

Sağlıkla ilgili kendimizi sevelim, iyi beslenelim bir de kafamızı rahatlatalım yapabildiğimiz kadar. Bir yaşam var işte insanlar ölüp gidiyor. Nasıl yaşamak istiyorsak yaşayalım ama insan olarak. Bencilleşmenin manası yok. Doğayla bütün olup yaşayalım yok etmeden severek. Gerçekten herkes kendi için tuttuğu bir dilek hakkını doğanın ve iyiliğin kazanması için tutsa dilekler birleşir gerçek olur :) Hadi o ayakkabıyı almak için tuttuğumuz dilek hakkını buna harcayalım.

Sevgiler ❤️