25 Şubat 2017 Cumartesi

Hayaller

Sevgili Lupus;

Uzun zamandır o kadar çok koşuşturuyorum ki hep aklımda sana yazmak var bir türlü yazamadım. İnsan hayat koşuşturmacasında seni bile unutuyor. Kafamda habire sana yazıyorum. Bugün çiçeklerin saksılarını değiştirirken seninle konuştum mesela. Sonra stüdyomda pilatesimi yaparken de gidebileceğini hayal ettim. Sensiz iyiyiyim böyle.

Bu aralar canım o kadar çok abur cubur yemek istiyor ki insan arada sapıtabiliyor. Sonra hemen bir topluyorum kendimi. Çevremdeki herkes grip o nedenle vücuduma iyi bakmalıyım ki hasta olup senin kafanı karıştırmayım. Her sabah 2 yumurta yanında harika bir meyve suyu hazırlıyorum. Zencefil, limon, havuç, portakal katı meyve sıkacağından geçtiğinde çok lezzetli oluyor ;) Bir de hala meditasyona devam. Kendime yük edindiğim ne varsa bırakıyorum ve git gide hafifliyorum.

Geçen haftalarda da Kapadokya'ya gittik. Çok gittim daha önce ama bu gidişimde orayı Güneş ile paylaşmak çok daha özeldi. Aşk ve Kapadokya hayallerimden biriydi gerçek oldu :))
Bir hayalim daha var ablamla Kapadokya'da bir kamp düzenlemek. Deneyimlerimizi orada paylaşmak istiyoruz. O yoga alanında kendini geliştirdi ben de pilates alanında. Beslenme konusunda da  birçok deneyimimiz oldu ve bunları harmanlayıp çok güzel beslenme planları çıkardık. Herşeyden önemlisi ikimizde meditasyonlar sayesinde farkındalığımızı arttırdık. Şimdi tüm bunları harmanlayarak çok güzel bir workshop düzenliyoruz Kapadokya'da. İsmi de "Kendini yaratma rehberi" 30 Mart'da gerçekleştiriyoruz. Katılıp bu hayalin parçası olmak isteyenler bizimle iletişime geçebilir ezgiozgeworkshop@gmail.com

Sevgiler


25 Aralık 2016 Pazar

İyi Yıllar

Sevgili Lupus;

Yeni yıla kaldı bir hafta. Bu yıl ilk defa içimden bir şey yapmak gelmiyor. Ülke olarak bunalımdayız. Hayat her gün bizi biraz daha sınıyor. İlk başlarda çaresiz ve korkmuş hissetmiştim ama sonra senle tanıştığımdaki hislerle aynı olduğunu gördüm. İlk lupus olduğumu öğrendiğimde aynı bu çaresizliği hissetmiştim. Bir hastalık var ve ben hayatımın sonuna kadar bu hastalıkla yaşamak zorundayım. Ha bir de ölümcül olma riski var. Aynı işte bu ülkede yaşamak gibi her an ölme ihtimali var ve yaşamak zorundayız. Sonra her halde daha önceden yaşadığım için bu duyguları çabuk atlattım. Yani sızlanmak bir işe yaramıyor. Depresyona girip kendimizi uykuya ya da televizyona ya da durumdan uzaklaştıracak  zımbırtılara vermemiz bir işe yaramıyor. Yok durum bu, bizden önceki insanlar da korkunç şeyler yaşamış. Tarih hep vahşet dolu. Acı hep var. Kurgu aynı. Sızlanıp vah vah ulan ölücez mi diyerek uyuşuk beyinlerimizle facebookta foto paylaşıp like etmek bir şeyleri çözmüyor. Yani hadi cidden depresyondasın "Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Ay iyi bir şey düşünecek durumum mu var görmüyor musun durumu?" Gibi laflar edip sonra bir yemekte foto paylaşıp altına kahkalı bol yorumlar yapabiliyorsan iyi birşeyler de yapabilirsin. Güzel şeyler yaşayalım, yemeklere gidelim, duyarlı olalım. Ama mışmış gibi yapmaktan vazgeçelim. Bu en çok kim hasta en çok kim depresyonda oyunu değil. Ona göre beğenilmiyoruz  ona göre sevilmiyoruz. Kendimize dürüst olalım

Bugüne kadarki yazılarımın çoğunda bahsettiğim bir durum var. Lupus bizi seçti diye hasta olup arebeske bağlamayalım. Bunu hiçbir hastalık için yapmayalım. Gripte olsa lupusta olsa durum bu. Evet hastayız. Güçlü görünmeye de çalışmak saçmalık, denemiştim pek iyi sonuçlanmadı :) Sadece neyse o kötüysek kötüyüz ama en kötü neden biz olmak zorundayız ki? İlgi istiyorsak neden sadece söylemeyip saçma sapan metodlarla ilgi çekme derdimiz var? Eğer çevremizdeki ilgi istediğimiz halde ya da hasta olup ihtiyacımız varken gereken önemi veremiyorsa neden çevremizde? Bunun da bir farkına varmak lazım. Çünkü zaten o insan size gereken önemi vermiyorsa ölseniz, hastanelere düşseniz de vermeyecek bu kadar basit. Boşuna kandırmanın anlamı yok :) Rahat olun ben de olayım hayattayız hala bir şeyler için şansımız var. Hayat devam ederken evet o bir tanecik hayat bir sürü şeyi değiştirmek için şansımız var. Çözümsüz değiliz.

Buralara nerden geldim bilmiyorum. Birkaç mail aldım sizden bu ara herkes pek bi umutsuz hayatıyla  ilgili. Ben bunu hak edicek ne yaptım? Genel soru? Ben psikolog değilim ama kendinize cidden sorun "Neden bunu yaşıyoru? Ne değiştirebilirim?" İlk önce kendine değer vermekle başlar her şey mazlumu oynamakla değil. İşte bir tanecik hayat var seçim de bizim. Ölümden başka herşeye çözüm var. Zor da olsa denemeye değer.



Ben bir de evde olmayı hiç sevmezdim. Özel günlerde vs. Hep kaçmak istredim. İlk defa evde olmak istiyorum hatta tatil günlerimde bile çıkasım gelmiyor. Ev evlikten çıkmış sıcacık sevimli bir yuva olmuş. Hayallerimden biri gerçekleşmiş farkında bile değilim. Bu gün fark ettim içten bir teşekkür ettim. İçimizdeki huzur mutluluk önemli mevzular. Hayallerim umarım böyle farkettirmeden gerçekleşmeye devam eder. Mesela ilaçları bırakmış olurum, lupusun ne olduğunu unutmuş olurum falan :)

Herkese şimdiden iyi yıllar,
Bütün hayallerimiz gerçek olsun
Sevgi ve huzur dolu olalım  <3 p="">

22 Kasım 2016 Salı

Sevgi ile Üzüntüyü Kovma Sanatı

Sevgili Lupus;

Bir haftadır sana yazmak için kıvranıyorum resmen. Hayatım hız treni gibi her gün bir olay her gün bir macera. Sağlığım iyi. İşimle ilgili bir takım sorunlu ve mutsuz dönemden geçiyorum. Her seferinde asla vermeyi düşünmediğim tepkileri verirken buluyorum kendimi. Örneğin kırgınlık, üzüntü vb... Yani insan her gün yenileniyor ama bazı verdiğimiz tepkiler geçmişte verdiğimiz kadar güçlü olmasa da yine de çıkıyor ortaya. O kadar meditasyon yaptım diye düşündüm geçenlerde. O kadar yaptım işte, niye yine başıma saçma sapan şeyler geliyor ve ben göz yaşı döküyorum? Sonra insan olduğumuz aklıma geldi :)

Bu arada Defne Suman'la Shadow Yoga'ya gidebildim bu karışıklık arasında. O konuda inanılmaz mutluyum. Her gün tekrar yapıyorum ve zihnimin biraz mola verdiği dakikaların tadını çıkarıyorum. Bugün de mesela inanılmaz ters gitti herşey, derslerim çok yoğundu, yorgundum derken bir baktım sırtım acıyor, ruhum acıyor, nefes almak istiyorum. Dedim tam zamanı yoganın. Bir saat hafifledi düşüncelerim ve zihnim. Çok teşekkürler Defne hoca bu güzellikleri öğrettiğin için...

Karman çorman konumuza dönersek. Bazen hayatımızdaki kaos mu desem ne desem bilemedim bittiğinde güzel bir kapı açıyor. Bu günlerimin kapısı daha açılmadı. Anca üzüntü ve utanç hissediyorum. Üzüntü kötü bir insan olamadığım ve insanlara bağırıp çağıramadığım için utançta ağladığım için. Benim bu kadar rahat yazmam bazılarına tuhaf geliyor biliyorum. Neyimiz var duygu olarak saklayacak Allahaşkına :) Herkesin, en güçlü, en kavgacı tipin bile hissettiği şeyler.. Nerden biliyorum? Yine kendimden :) Eskiden kavgalara falan karışıyordum, insanlar korkuyordu benden, bişiler oldu yumuşadım. O zaman bile yalnız kaldığımda bazen kendime itiraf ederdim ne kadar üzüldüğümü ve utandığımı o insanlara yaptıklarım için. Hep empati duygum yüksekti onunda etkisi tabii de :)... Şuan hissettiklerim beni rahatsız edip kaçma istediği yaratsada geçeceğini biliyorum. Çok şanslı biri olduğumun farkındayım çevrem bu abukluklar harici sevgiyle çevrili. Böyle hissedince sevgilimin omzuna kafayı gömüyorum arada çığlıklar atıyorum nefesler alıyorum o alıştı artık seviyor :) Ailem her zaman yanımda zaten canlarım benim. Ay bir de arkadaşlarım var bir saniye yalnız hissettirmiyorlar. Tabii kendi sevgimi de unutmuyorum :) Seviyorum herkesi kendi mi de :)



Hastaneye yattığımda ve o bir ay hayatım tepe taklak olduğunda da böyle hissetmiştim. Sanki hiç bitmeyecek gibiydi. Bitti. Sonunda çok güzel şeyler öğrendim. Bu olaylar yaşanırken ve ben üzülürken her seferinde "Bakalım bir sabret sonunda ne öğreneceksin?" diyorum. Erdim mi ben ya?Şaka şaka erme falan yok kendi kendime takılıyorum kimseyi yargılamadan ve severek. Sevgi kurtaracak bu dünyayı gerçekten inanıyorum.

Giriş gelişmesi olamayan bu yazıyı şöyle noktalandırmak istiyorum. Başımıza gelen bazı durumlardan çıktığımızda, aslında herşeyin birşeyi görmemiz ya da öğrenmemiz gerektiği için olduğunu fark ediyoruz. İşte o fark edişe kadar biraz nefes almak gerekiyor. Hayat duran ve kalabileceğimiz bir şey değil ve bizler insanız. İnsanlık tarihi pek hoş olaylardan geçmemiş... Ben bu hayatı reklamcılığın manyak dünyasından kaçmak için kurmuştum. Fark ettim ki kaçılmıyormuş her yerde her koşulda o insanlar karşımıza çıkıyormuş :) Önemli olan bu savaşı verirken verdiğimiz tepkiler ve öğrendiğimiz şeyler.

Kocaman sevgi yolluyorum. Öfke, üzüntü vs değil sadece sevgi <3 p="">

20 Ekim 2016 Perşembe

Koşulsuz sevgi

Sevgili Lupus;

Dokuz haftadır düzenli olarak sabah akşam 15 dakika  meditasyon yapıyorum. Her hafta bir cümle var nefes akışında o cümleyi tekrar ediyorum. Özet olarak her haftanın bir konusu var ve sen her hafta bir sorununla yüzleşiyorsun. En öneli şey tepki vermeden gözlemleyip o duyguyu yaşamak. Enteresan şeylerle karşılaştım. Çevrendeki insanlar sana bir şekilde o duyguyu gösteriyor kendin göremesen bile. Sorun şu ki kavga etmeyip sadece gözlemlemek çok zor. Yani ben öfkeli bir insanmışım bunu gördüm. Gözlemledikçe artık nefes alarak o öfkeye neyin neden olduğunu görebiliyorum. Zaten öfkelendikten kısa bir süre sonra suçluluk duymaya başlıyorum bu da daha tehlikeli bir duygu. İlk iki hafta kendimle çok çeliştim. Ara ara bırakmak istedim ama başladığım işi bitirme takıntım burda işime yaradı devam edebildim. Geriye bir haftam kaldı ama artık bitsin diye beklemiyorum yaşadıklarım çok eğlenceli gelmeye başladı. Tiyatro izlemek gibi, daha önce asla göremediğim bir tepkimi görmek heyecan verici.

Bu haftanın konusu kendimi koşulsuz sevmek, geçen haftanın konusu da kendimi affetmekti. Ulan bir şey bu kadar mı zor olur? Oluyormuş. Meğer ne kadar zormuş içimdeki çocuğa ulaşmak... Kendimi affedicem derken canım çıktı sanki dünyada bir ben hata yaptım anasını satayım diyorum ama içimde bitmek tükenmek bilmeyen bir suçluluk hissi vardı. Kitabı okuyunca biraz daha rahatladım çünkü bu herkeste varmış sadece kaçmaya çalışıyormuşuz. Yani üstünü örtmek için hep bir uğraş içindeymişiz. Aynı şekilde alışveriş, ilişki, kavga hep bunlar bu duygulardan kaçmak için. Geçtim gittim o haftayı bir şeyler de değişti içimde. Geldik bu hafta da kendimi koşulsuz sevmeye. İnsan kendi koşulsuz nasıl sevemez demeyin bildiğin sevemiyormuş. Şunu yaparsam sevicem gibi bir mekanizma var içimizde. Bu mekanizmanın kökenine inmek için zaten bu 9 haftanın adım adım tamamlanması gerekiyor. Bugün başladım meditasyonuma bir neşelendim ay nasıl seviyorum kendimi. Ne kadar ihtiyacım varmış koşulsuz kendi sevgime. Hiçbir şeye ihtiyaç duymaz insan böyle kendini koşulsuz sevebilse. Çünkü çevrene de bu sevgiyi yaydığın için çevrende huzurlu mutlu olur. Yani işte hep birşeyleri elde etme çabamız, alışveriş çılgınlığı, yeme çılgınlığı, ilişkilerimizdeki dramalar hep bundan.



Bu hayatta hepimizin bir yolu var. Nasıl ilerlemek istediğimiz kendimize bağlı. Ben bir yola girdim kendimi bütün hissetmeye başladım. Sağlık durumunu etkiler mi bilemiyorum ama bir beklentim de yok. Hayatımda ilk defa her şey berraklaşmaya başladı nefesim yavaşladı. Hiçbir şey imkansız gelmiyor. Kendimi koşulsuz sevmeye devam gerisi zaten iyilik güzellik. Kötü insanların da bir hikayesi olduğunu artık biliyorum yani kocaman büyük bir yaraları olmasa o kötülüğü yapamazlar zaten. Umarım bir gün herkes kendisini sever affeder ve çevresine sadece sevgi verir. Ne güzel olur ya hadi olsun :))

No: Bu benim güzeller güzeli yeğenim Lina. Ulaşmak istediğim seviye budur :)) Sevgili ablam Özge ile de bu meditasyon işine birlikte başladık. Onu da çok seviyorum canım benim süper anne <3 p="">
Sevgiler

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Yol uzun :)

Sevgili Lupus,

Kendini keşfetmek öyle hemencecik bitmiyor yol uzun :) Şimdi de "Varoluş süreci" diye bir kitaba başladım. Bu kitapların ortak özelliği duygunun üstünü örtüp pozitif takılmak yerine duygunun içine gidip ne var ne yoksa çıkarıp sonra yola devam etmek. Ben yıllarca herşeyin üstünü örtüp sadece pozitif olmaya odaklanmıştım. Bu kısa süreli çok güzel işliyor ama uzun sürede kontrol edemediğim bir durum olduğunda o bastırdıklarım daha kötü bir şekilde çıkıyordu. Benim de değişmem zor oldu bu yönde. Hatta ilk başlarda duygudan kaçmayıp içine girmekten çok korktum ama zaten o orda bir yerlerde duruyordu istediğim kadar üstünü örteyim :) Sonuç hala çalışıyorum. Bu kitap 6 hafta sürüyor. Şimdilik birinci haftasındayım 15 dakika sabah akşam nefes egzersizi. Bu nefesleri yaparken de "Şu an önemlidir" diye geçiriyorum zihnimden. Olay bu :) 2. Haftada neler olur bilemiyorum.

Dispenza Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırmak kitabını hala şiddetle okumanızı öneririm. Çok değişik süreçlerden geçtim o kitapla. Sanki yaşadıklarım rüya gibi hala :) O meditasyonlara kıyamıyorum arada onları da yapıyorum. Zaten o artık hep hayatımın içinde bana çok güzel yollar sundu. İlk defa kendi değerimin farkındayım ve cidden seviyorum kendimi :) Zaman zaman sarılıyorum bile kendime o derece :)) Bütün o bastırdığım beni yıpratan korkularım değiştiremeyeceğimi düşündüğüm düşünce kalıplarının içine girip geçtim çok rahatlatıcı. Bu kitapta neler yaşayacağım çok merak ediyorum.

Biliyorum birçoğunuza bunlar saçmalık geliyor da kedimizi keşfetmeden hayatın koşuşturmacasına kapılmak daha büyük saçmalık. Bu dünyada biz varız ve keşfedilmeyi bekliyor zihnimiz, kalbimiz. Yardım çağrıları yolluyor zaman zaman ama biz görmezden geliyoruz. İşte ben artık o yardım çağrısını duydum ve çok şanslıyım ki hiçbir şey için geç değil. Şimdi kendimi keşfetmeye, çözmeye, anlamaya, sevmeye, değer vermeye özen gösteriyorum ki bundan sonraki yaşamımda tam hissederek yaşayayım :) Bugüne kadar tam hissetmek için hep birilerine koştum, birşeyler başardım, şehir hatta ülke değiştirdim, çok saçma olsa bile alışveriş yaptım, saç kestirdim, kavga çıkardım. Şimdi bunlara ihtiyacım olmadan bir bütünüm... Tavsiye ederim. Sevgilim da yaptı bu süreci ve cidden ilişkinin gidişatı değişti. Kavga ettiğimiz durumlar kalmadı bir şey yaşadığımızda temeline gidip bakıyoruz ve kızmıyoruz birbirimize. O kendinden sorumlu ben kendimden. Tam iki insan bir olunca iki tam oluyor. Hastalıklı bir ilişkide iki yarım bir tam edip birbirini yiyor. Ben bugüne kadar böyle kavgaların dramaların olduğu ilişkiler yaşadım, bundan beslendim de ama şimdi gerek duymuyorum ne kadar özgürleştirici bir duygu. Minnettarım sana evren tüm bunları bana gösterdiğin içim ❤️

4 Ağustos 2016 Perşembe

Kabulleniş

Sevgili Lupus,

Nasılsın? :) Gerçekten nasılsın? Seni bir tanımak istiyorum nesin ne değilsin keyfin nasıl? Hangi duygularla hangi noktama nasıl saldırıyorsun falan böyle şeyler öğrenmek istiyorum hakkında. Okuduğum kitapların hepsinde organlarımızda geçmişten gelen duygu birikimlerimiz olduğunu öğreniyorum. Az çok biliyorum senin nasıl başladığını bana ne öğretmek için geldiğini falan... Bayağı da yol aldım bu duygusal yolculukta ama hala öğrenmem gereken birşeyler var hep olacak biliyorum. Sadece artık daha bir güveniyorum evrene, kendime vs vs. Çok korktuğum oluyor ateşimin çıktığını hissettiğim dakikalar ama sonra resmin dışına bakıyorum gözlemliyorum hangi koşullarda yapıyorum bunu kendime ve bir cevap geliyor. Geldiği an o yaşadığım duygu daha çıkmaya başlarken yakalıyorum değiştiriyorum :)



Karmaşık geldi değil mi? :) Aslında o kadar uçuk fikirler değil bunlar. Bilincimiz, egomuz "Ay saçmalama ya, öyle şey mi olur? Bal gibi hastayım ben! Ölebilirim bile bak kızdırma kafamı!" diyor. Bunları kendi bilincimden biliyorum. Ay bir susmadı bir dönem vır vır vır. Hiç motive edici değildi. Sonra dinlememeyi öğrendim onu. Ara ara panik anlarımda,  korktuğumda yani aslında tehdit hissettiğim durumlarda egom yine devreye girip konuşmaya başlıyor vır vır  ve fark etmem belki bir günümü alıyor. Bir günü nefesimi tutarak, panikleyerek, ellerim terleyerek geçiriyorum sonra ay ne yaptım ben diyip bir meditasyon patlatıyorum. Hop aydınlanış :) Dalga geçiyorum biliyorum ama sizde geçin bu durumla, cidden yoksa hayat boyu ne yaparız? Hep depresif  hep ağlak? Hayat mı geçer? Geçmez :)

Basit olan noktaya dönersek: Bilinç altımızda duygular biriktiriyoruz. Korkular, suçluluklar, üzgünlükler, güvensizlikler ve hayal kırıklıkları... Sonra bunların organlarımızdaki etkileri var. Öğrendiğimiz için de bu duyguları vücut artık bırakmak istemiyor. Hatta o kadar bağımlı hale geliyoruz ki egomuzu beslemek için o duyguları yaşayacağımız olayları hayatımıza çekmeye başlıyoruz. Örneğin Suçluluk duygusu, miyomlarımın nedeni olduğunu öğrendiğimden beri çalışıyorum. Bu bana çok eskilerden gelen bir duygu ama ne kadar çabalasamda bu duygudan kaçamıyordum. Sonra  durumdan kaçmadan izledim. Kavga sonucu kendimi suçlu hissettiğim için kavgayı tetiklediğimi gördüm. Sonra baktım bu bir döngü her seferinde aynı yere geliyorum. Bir fark yaratmaya karar verdim, izledim. Gerçekten olay değişti. Çözülme yaşadım. Bu sadece bir nokta daha geçmem gereken yüzlerce yol var. Hemen olmayacağının da farkındayım ve benim kadar sabırsız bir insansanız en zor kısmı beklemek :) Sonuç ben ameliyata ikna olmuşken miyomlarım yok olmadı hayır :) Ama kendi doktorum ameliyat olmama gerek olmadığını ne kadar büyüselerde operasyon geçirmeyeceğimi ilaçlarla yardımcı olacağını söyledi. Daha bir mucize gerçekleşmedi ama benim bu miyomlarla gönlümce uğraşacak rahat rahat vaktim var :) Sonunda bir değişim olursa ne mutlu olmazsa da her zaman söylediğim gibi canım sağolsun :) Denemeden bilemem.

Lupus seni de gözlemliyorum canım merak etme. Nedir ne değildir duygularıma bakıyorum. Kalbimde bir yerlerde seninde gitme vaktini kabul ettim. Beklemeye razıyım bugüne kadar hep güzel yerlere gitti yolum. Seni suçlayıp dursam da bugün bu insan olmam senin sayendedir. Savaşmıyorum öğrenmem gerekeni öğrenmeye çalışıyorum cidden. Dikkat ediyorum kendime :)

Sevgiler :)

15 Temmuz 2016 Cuma

Aydınlanma :)

Sevgili Lupus,

İki hafta önce hayatımdaki bazı şeyler değişmeye başladı. İlk başlarda çok canım yandı ama sonra değişimin karşısında durmanın gereksiz ve yorucu olduğuna karar vererek değişim nehrinde akıntıya kapıldım. Kalbim değişiyor, ruhum değişiyor en önemlisi de hislerim değişiyor kendime ve çevremdekilere karşı. Değişmek sanırım hiç bitmeyecek bir serüven ve hayatta değişmeye direndikçe aslında daha çok yorulduğumuzu geçen bu iki haftada biraz daha anlamaya başladım. Eski ben olup olayları kontrol etmeye çalışmak istedim. Hem benim için hem de karşımdaki için yapabileceğim en kötü şey olduğuna karar verdim ve her seferinde aynı şeyi yapıp farklı bir sonuç elde etmem mümkün olmadığından bu sefer bırakmaya ve gözlemlemeye karar verdim. Bu sürede de okuduğum kitaptaki meditasyon kısımlarını yapmaya başladım.

Kendimle ilgili bu kadar çok şeyi kabul edip, affedip bırakmak oldukça yorucuydu. Ne çok şey biriktirmişim derinliklerimde. Azmettim:)  2 saatten fazla günlük meditasyonlar yapıp derinlere inmeyi başardım. Olumsuz duygu ve düşüncelerimi çıkardım o derinliklerden ve gönderdim :) Evet gönderdim kurtuldum, yerine de daha güzel mutlu duygular koydum. İçim bir rahatladı anlatamam :) Yalnız kalmaktan korkmuyorum artık kendimle de mutlu olabildiğimi biliyorum. Hatta bunun nasıl bir his olduğunu anlamak için bugün kendimle randevum vardı. Gerçekten gülme :) kendi kendimle randevu ayarladım :) Deniz kenarında ben ne istersem onu yaşayabileceğim bir gün. Eskiden hep bahaneler üretip çıkamayacağım bu randevuya azimle karar verip ders programımı ayarladım. Sonra tam sabah uyandım herşey hazırdı ki ablam ve Linamın bugün gelmeleri gerekti. Hemen vazgeçmek istedim. Sonra dedim ki gideyim ben. Bu sefer de bir suçluluk hissi kapladı içimi. "Ulan bugün ablanla  Lina geliyor başka gün mü kalmadı boşver" dedim. Ay bir fark ettim bunların hepsi bana birşeyler göstermeye çalışıyor. Hop yine incelemeye başladım kendimi. Sonra herşeyi biraz daha fark ettim. "AAA benim kendimle çok önemli bir randevum var, deniz kenarında asla iptal edemem." İşte bu oley artık kendi kendim için önemli bir insanım. Saçmalıyor gibi geliyorum yazarken ama ne yapayım çok heyecanlıyım bu aydınlanmalar için. Sonuçta gittim. Tüm gün sahilde kitabımla başbaşaydım. Bir sürü şey fark ettim meğer ben uzun yüzmeyi seviyormuşum. Sonra sırt üstü yatıp denizin altındaki sesleri dinlemeyi ve dalıp taklalar atmayı ve bunları yaparken yalnız olmayı da seviyormuşum. Uyudum uyandım meditasyon yaptım kitapta artık 4. Hafta meditasyonuna geçmeye karar verdim. Böyle muhteşem ve aslında basit bir gün yaşadım :)



Şimdi son haftadayım. Meditasyonun bu haftası biraz daha ilginç. Olmak istediğim insanı hayal edip onun gibi davranıp onun gibi düşünmeye çalışıyorum. Bütün gün sahilde "Kim olurdum? Nasıl olurdum? Nasıl hissederdim?" Sorularını cevapladım. Çok zormuş. Çünkü hayal kurmaya çalışırken bile acabalar nasıllar vs gibi anlamsız sorular dolduruyor zihnimi. Kitapta bin kere falan nasıl olacağını sorgulama sadece hayal kur diyor ama ben sürekli acaba yanlış mı kurdum ya olmazsa, abartma bu nasıl olacak gibi şeylere dalıp gidiyorum. Sonra işte o noktada sırt üstü yattım denizdeki sesleri dinledim rahatladım hayal kurmaya başladım bir havalara girdim! OO ben lupusun tedavisini bile bulmuştum bir sürü inana yardım ediyordum, asistanlarım vardı herşeyi not alan, yeni kitabım çok iyiydi, acayip sağlıklı ve neşeliydim. En önemlisi tam hissediyordum. Bir bütün bir yanım eksik değildi. Bir coştum gülümsememi durduramıyorum. Bir de adam kitapta bu anı bırakmayın alışın ve eskideki kötü üzücü şeyleri düşünüp enerji harcamaktansa bu yarattığınız dünyaya enerji harcayın falan! Bana çok mantıklı geldi.

Geçenlerde korkularım içinde en büyüğü terk edilmek çıkmıştı. Terk edilip gitmek... En büyük korkumu yaşadım. Bin kere söylesem de bunu, herşeyin konuşulması gerektiğini çekip gitmenin bir çözüm olmadığını bir şey değişmedi. Her gittiğinde özürler dileyip getirsem de bu kendimi suçlu hissetmekten başka bir şeye yaramadı. Benim değiştirebileceğim bir şey olmadığını kabullendim giden insanı geri getirmek ya da tutmak bir çözüm değil. Kısa süreli bir çözüm ama gidiyorsa o kadar da iyi bir durum değil zaten için de bulunduğum durum. Bu kendime karşı sevgi dolu bir yaklaşım değil. Ben değerliyim kendimi seviyorum ve kendimi terk etmiyorum. Duygularımı, düşüncelerimi, sevgimi harcayıp savurmak istemiyorum. En önemlisi kendime karşı sevgi dolu olabilmem sonra karşımdakini bir bütün olarak sevebilirim. Kendini suçlayıp, kızmak vs hiçbir işe yaramayan yok edici duygular. Zaten kimsenin bu duygulara ihtiyacı yok. Bu ayrılık süreci bırakıp gözlemlemenin tutup kontrol etmekten daha önemli olduğunu gösterdi. Kendime bakış açım değişti. Kendimden özür dilerim bedenimi ve ruhumu böyle saçma şeylere maruz bıraktığım için. Kendimi özgür bırakıyorum. Belli mi olur belki de lupusun tedavisini bulurum ruhsal yoldan :)