Sevgili lupus;
Geçtiğimiz çarşambadan beri çılgın ateş çılgın ağrılar herpsi kulak iltihabındanmış. O kadar ilerlemiş ki iki gün daha gitmesem sağır olacakmışım. Bunu anlamak için kan vermem doktora gitmem de işe yaramadı. Bugün kulak burun boğazda iyi bir doktora gitmiş olmasam muhtemelen hala sonucu bilmiyorduk. Ya biri de kulağına bakalım demedi. Hele bu süreçte doktora ulaşamamanın ne kadar zor olduğunu gördüm. İnsan o panik o ateşte kıvranırken doktora ulaşabilmeli. Bu işler ciddi işler. Benim geçmişim belli her atağım sadece ateş ve sırılsıklam terlemeyle başlamıştı. Bunu doktoruma söylememe rağmen poliklinikte halledebileceğim bir şey olduğunu söylemesi oldukça sarsıcıydı. Bunu ayrı bir yazıda yazıcam. Doktorun önemi tartışılmaz. Sanırım biz panik oldukça ya çok büyütüyor birşey olmaz zaten kafasına giriliyor. Bir şey oluyor ben 6 defa hastaneye yattım ve hepsinde de bir şey oldu.
Sonuç dün 39,5 derece ateşle kıvranırken tek dileğim birinin beni bayıltması ve bu acıyı biritmesiydi. Öksürükten zaten uyuyamadığım için delirdim. Yaklaşık 3 gecedir de uykusuzum. Çok garip ateş uyur uyanıklık arası kabuslar gösteriyor. Onlarla başa çıktım. Sürekli "Çi" dizisinde çalan "Yağmur öncesi" şarkısı çalıyor arkada öyle şeyler yani. Bu arada Güneş canım sevgilim bana o kadar güzel baktı ki. Sürekli başımdaydı. Onun ilgisi çok iyi geldi. Çok teşekkürler. Onun dışında tabii ki ailem ve arkadaşlarımın ilgisi ve sevgisi beni çok mutlu etti. Herkese çok teşekkürler. Adamlardan da hastabakıcı olabiliyormuş.
Bu kadar dağınık yazmam normal ateşim 38,5. Ve emekliyerek yürüyorum çünkü dünya dönüyor. İnsan buna bile şükrediyor yeter ki lupus olmasın. Kortizonlu iğne vuruldum. 5 gün tuz yemeyecağim ona bile şükür. Hastaneye yatsam hayatımdan 1 ay kayıp oluyor. Yaşamayanın anlaması çok zor bir süreç. İnanın korkudan her gün kalbim sıkıştı. Ne olduğunu bilmemek ve doktoruma ulaşamamak bu işi daha da kötü yaptı. Şu an bunları yaşıyor olsam da biliyorum ki geçecek. Antibiyotik kullanıyorum. Uyuyorum ve biliyorum haftasonu ayağa kalkacağım.
Sevgiler
Lupusla biraz eğlenmek, biraz bilgilendirmek, biraz farkındalık yaratmak ve biraz da deneyimlerimi paylaşmak amacıyla yazıyorum. Lupus (SLE) hastalığı pek bilinen bir hastalık değil ve ilk karşılaşıldığında insan sudan çıkmış balığa dönüyor. Belki bu bloğu okuyan yani bir hastaya yol gösterip umutsuzluktan biraz çıkmasını sağlayabilirim :) yalnız değiliz sevgiler!
13 Kasım 2017 Pazartesi
9 Kasım 2017 Perşembe
Grip ve korku
Sevgili Lupus,
Sana 17 Mayıs'dan beri yazmamışım. insan bir şey yaşayınca buraya sığınıyor sanırım. Yani kelimelere. Anlattıkça rahatlar ya insanlar ben de yazdıkça rahatlıyorum.
Dün boğaz ağrısıyla uyandım. Ben bu işi geçiririm nolcak yaa diye tribe girip ne yapılması gerekiyorsa hepsini bir günde yaptım. Zencefil suyu, katı meyve sıkacağında herşeyi karıştırıp içmek, pastil, gargara, uyku, yürüyüş, umca, d vitamini, multi vitamin. Anlayacağın cidden herşeyi yaptım. Gece bir ateşlendim sonrası sinir boşalması. Hala gözlerim doluyor. Üç yıl geçti artık yaram kapandı desemde o bir dakikada tüm korkularım, kaygılarım döküldü göz yaşlarımda. Üç yıl önce de ben grip olmuştum sonra hastaneye gitmeyip geçmesini beklemiştim sonrasında lupus atağı olduğu anlaşılmıştı. Sonra hayatım tepetaklak gelmişti. Herşey o kadar korkutmuştu ki beni benden izinsiz sürekli iğneler batırdılar sürekli hortumlar soktular. Bu his o kadar çaresiz hissettiriyor ki kendini insana anlatamam. Yaşanıp geçiyor evet doğru ama yarası kalmış. Dün nefes alamadım korkudan yine hastaneye yatıracaklar yine herşey tepetaklak olacak diye. Bu gün de ara ara ağlasamda içime bakıyorum korkularımla yüzleşiyorum. Hatta benden beklenmicek bir hamla yapıp doktora mail attım kan vermek için. Normalde korktuğum için kendi köşemde dururdum. Paylaşmazdım.
Bugün sabah kalktım bir iyi oluyorum bir kötü. Uyuyorum sürekli. Hadi dedim duş alayım iyi gelir. Kolumda bir acı neye uğradığımı şaşırdım sonra şişmeye başladı. Allah dedim kimyasal bişi var suda ya da demir battı. Duşta ne olabilir? Sonra 1 saatlik aramanın sonunda beni arı sokmuş. Ya kaç kişiyi duşta arı sokar? Onu geçtim annem amonyak sür dedi. Amonyağı aldım güzelce bozulmuş mu diye kokladım. Lan amonyağı kim koklar. Ateş zekayı etkiliyor. Amonyak kokusu insanı mahfediyor koklamayın kimse koklamaz da ben söyleyim :)
Konudan konuya atlayacak olursak. Ben çocuğum olsun istiyorum. Çocuk hasta olacak. Ben her hasta olduğunda çocuktan kaçıcak mıyım? Ya bu konuya çok gülüyorum. Lupuslu kişiler grip olmamalı. Öyle bi ihtimal yok ki! Neyse sevgili lupus yine korkularımı kırgınlıklarımı tetikledin.
Ha bir de hasta olan yakınlarınıza ilgi gösterin. En zoru o gerçekten insan sevgi sarılma vs istiyor :)))
Sevgiler
Sana 17 Mayıs'dan beri yazmamışım. insan bir şey yaşayınca buraya sığınıyor sanırım. Yani kelimelere. Anlattıkça rahatlar ya insanlar ben de yazdıkça rahatlıyorum.
Dün boğaz ağrısıyla uyandım. Ben bu işi geçiririm nolcak yaa diye tribe girip ne yapılması gerekiyorsa hepsini bir günde yaptım. Zencefil suyu, katı meyve sıkacağında herşeyi karıştırıp içmek, pastil, gargara, uyku, yürüyüş, umca, d vitamini, multi vitamin. Anlayacağın cidden herşeyi yaptım. Gece bir ateşlendim sonrası sinir boşalması. Hala gözlerim doluyor. Üç yıl geçti artık yaram kapandı desemde o bir dakikada tüm korkularım, kaygılarım döküldü göz yaşlarımda. Üç yıl önce de ben grip olmuştum sonra hastaneye gitmeyip geçmesini beklemiştim sonrasında lupus atağı olduğu anlaşılmıştı. Sonra hayatım tepetaklak gelmişti. Herşey o kadar korkutmuştu ki beni benden izinsiz sürekli iğneler batırdılar sürekli hortumlar soktular. Bu his o kadar çaresiz hissettiriyor ki kendini insana anlatamam. Yaşanıp geçiyor evet doğru ama yarası kalmış. Dün nefes alamadım korkudan yine hastaneye yatıracaklar yine herşey tepetaklak olacak diye. Bu gün de ara ara ağlasamda içime bakıyorum korkularımla yüzleşiyorum. Hatta benden beklenmicek bir hamla yapıp doktora mail attım kan vermek için. Normalde korktuğum için kendi köşemde dururdum. Paylaşmazdım.
Bugün sabah kalktım bir iyi oluyorum bir kötü. Uyuyorum sürekli. Hadi dedim duş alayım iyi gelir. Kolumda bir acı neye uğradığımı şaşırdım sonra şişmeye başladı. Allah dedim kimyasal bişi var suda ya da demir battı. Duşta ne olabilir? Sonra 1 saatlik aramanın sonunda beni arı sokmuş. Ya kaç kişiyi duşta arı sokar? Onu geçtim annem amonyak sür dedi. Amonyağı aldım güzelce bozulmuş mu diye kokladım. Lan amonyağı kim koklar. Ateş zekayı etkiliyor. Amonyak kokusu insanı mahfediyor koklamayın kimse koklamaz da ben söyleyim :)
Konudan konuya atlayacak olursak. Ben çocuğum olsun istiyorum. Çocuk hasta olacak. Ben her hasta olduğunda çocuktan kaçıcak mıyım? Ya bu konuya çok gülüyorum. Lupuslu kişiler grip olmamalı. Öyle bi ihtimal yok ki! Neyse sevgili lupus yine korkularımı kırgınlıklarımı tetikledin.
Ha bir de hasta olan yakınlarınıza ilgi gösterin. En zoru o gerçekten insan sevgi sarılma vs istiyor :)))
Sevgiler
17 Mayıs 2017 Çarşamba
Faydalı Bilgiler
Sevgili Lupus;
Hemen iyi haberi vermek istiyorum, kan tahlillerim iyi gidiyor ve ilacımı düşük dozdan almaya devam ediyorum. Bir sonraki kontrollerde daha da iyi olacağına eminim. Birden imuranı 50 mg düşmek ve prednolü bırakmak beni çok mutlu etti. Şimdilik iyiyim. Kan tahlillerimde de beyaz kan hücremin yükselmesi umut verici çünkü yaklaşık 3 yıldır hep düşüktü.
Şu aralar yeme içme konusunda sapıttığım için kendime bir el atmaya karar verdim. Çok katı değilim ama yeterince dikkatliyim :) Daha önce 2 yıl hiç un ve şeker yememiştim ve çok stresliydi artık o kadar kasmak istemiyorum. Onun da ayrı yorucu tarafları oluyor. Bir pilates hocası olarakta söylüyorum bunu ilk önce kendimizi sevmekle başlar herşey :) Yani vücudumuzu sevelim değerini bilelim. Ben de kendimi sevdiğim için daha fazla vücudumu yemekle yormamaya karar verdim. 5 saatte bir beslenip rafineri şekeri ve unu hayatımdan çıkarmaya çalışıyorum. İşin ilginci ben çok acıkan biri olarak bu 5 saatte bir yedikçe kendime geldim. Acıkmıyorum. Açlık hissettiğimde su içiyorum. Biz duygusal açmışız :) Bir de yemek yemeyince aslında normal öğün yiyince insanın bayağı bir vakti kalıyor.
Öğle yemeğim de kefir içine bir çay kaşığı zerdecal, biraz soğuk sıkım zeytin yağı ve taze çekilmiş karabiber. Bana iyi geldi. Her akşam kefir yapıyorum. Çok kolaymış yıllardır neden yapmamışım şaşırdım :) Sabahları da bir tatlı kaşığı sirke ve limonlu suyumu içiyorum kahvaltıdan önce. Çok delirmedim desemde bu kadar şey yapmak biraz çılgınlık oluyor ama cidden kolay. Hiç kasmıyor. İnsan kendini iyi hissediyor. Açlık aslında 16/8 saat yapılan bir durum ama ona cesaret edemedim. Çalışırken enerjimin o kadar düşmesini kaldıramayabilirim ama 5 saati anlamıyorum bile. Sadece arada ne kadar atıştırdığımı anladım :)
Kefir yapımına gelirsek: Akşam kefir mayasını, ılık sütün içine (sıcak değil, içilecek kıvamda ılık) karıştırıyoruz. Ben cam kavanozun içine yapıyorum. Ağzını hafif kapatıp bezle sarıp karanlık bir yere koyuyorum. Öğlen de plastik süzgeçle ve plastik kaşıkla (çünkü metal mayayı öldürüyor) süzüyorum. Süzgeçte kalan top top şeyler kefir mayası onu ayırıyorıp cam kavanozda dolaba kaldırıyorum. Akşama aynı işlemi yine yapıyorum ertesi güne hazır olsun diye.
Bu ara keyfim de yerinde. Hep yerinde olsun. Sporumu yapıyorum, sağlıklı besleniyorum, bol bol seviyorum. Hayat dediğin ne ki zaten huzur ve mutluluk oldu mu gerisi boş.
Dip not: Defne Suman'ın Emanet Zaman kitabını alın okuyun. Onunla ilgili de ayrı bir zaman yazmak istiyorum.
Hemen iyi haberi vermek istiyorum, kan tahlillerim iyi gidiyor ve ilacımı düşük dozdan almaya devam ediyorum. Bir sonraki kontrollerde daha da iyi olacağına eminim. Birden imuranı 50 mg düşmek ve prednolü bırakmak beni çok mutlu etti. Şimdilik iyiyim. Kan tahlillerimde de beyaz kan hücremin yükselmesi umut verici çünkü yaklaşık 3 yıldır hep düşüktü.
Şu aralar yeme içme konusunda sapıttığım için kendime bir el atmaya karar verdim. Çok katı değilim ama yeterince dikkatliyim :) Daha önce 2 yıl hiç un ve şeker yememiştim ve çok stresliydi artık o kadar kasmak istemiyorum. Onun da ayrı yorucu tarafları oluyor. Bir pilates hocası olarakta söylüyorum bunu ilk önce kendimizi sevmekle başlar herşey :) Yani vücudumuzu sevelim değerini bilelim. Ben de kendimi sevdiğim için daha fazla vücudumu yemekle yormamaya karar verdim. 5 saatte bir beslenip rafineri şekeri ve unu hayatımdan çıkarmaya çalışıyorum. İşin ilginci ben çok acıkan biri olarak bu 5 saatte bir yedikçe kendime geldim. Acıkmıyorum. Açlık hissettiğimde su içiyorum. Biz duygusal açmışız :) Bir de yemek yemeyince aslında normal öğün yiyince insanın bayağı bir vakti kalıyor.
Öğle yemeğim de kefir içine bir çay kaşığı zerdecal, biraz soğuk sıkım zeytin yağı ve taze çekilmiş karabiber. Bana iyi geldi. Her akşam kefir yapıyorum. Çok kolaymış yıllardır neden yapmamışım şaşırdım :) Sabahları da bir tatlı kaşığı sirke ve limonlu suyumu içiyorum kahvaltıdan önce. Çok delirmedim desemde bu kadar şey yapmak biraz çılgınlık oluyor ama cidden kolay. Hiç kasmıyor. İnsan kendini iyi hissediyor. Açlık aslında 16/8 saat yapılan bir durum ama ona cesaret edemedim. Çalışırken enerjimin o kadar düşmesini kaldıramayabilirim ama 5 saati anlamıyorum bile. Sadece arada ne kadar atıştırdığımı anladım :)
Kefir yapımına gelirsek: Akşam kefir mayasını, ılık sütün içine (sıcak değil, içilecek kıvamda ılık) karıştırıyoruz. Ben cam kavanozun içine yapıyorum. Ağzını hafif kapatıp bezle sarıp karanlık bir yere koyuyorum. Öğlen de plastik süzgeçle ve plastik kaşıkla (çünkü metal mayayı öldürüyor) süzüyorum. Süzgeçte kalan top top şeyler kefir mayası onu ayırıyorıp cam kavanozda dolaba kaldırıyorum. Akşama aynı işlemi yine yapıyorum ertesi güne hazır olsun diye.
Bu ara keyfim de yerinde. Hep yerinde olsun. Sporumu yapıyorum, sağlıklı besleniyorum, bol bol seviyorum. Hayat dediğin ne ki zaten huzur ve mutluluk oldu mu gerisi boş.
Dip not: Defne Suman'ın Emanet Zaman kitabını alın okuyun. Onunla ilgili de ayrı bir zaman yazmak istiyorum.
23 Nisan 2017 Pazar
Anlamak mı?
Sevgili Lupus;
Bu yıl ilk defa doğum günümde yazmamışım. Bu yıl, doğum günümü de bu yılı da pek anlamadım. Hayat koşuşturmacasında, ülkenin hallerine sıkılmakla geçen günlerde çok az seni düşünür oldum. Yarın kan verirken biraz aklıma geleceksin tabii de onun dışında hatırlamıyorum seni. Ara ara yoruluyorum o zaman da bir panikliyorum acaba lupus mu diye :) İlaçları azaltmıştık imuran 1 taneye düşmüştü ve kortizonu da kesmiştik doktorla. Şimdi bu kan tahlilleri yolunda giderse bu dozlarla bir süre daha gidecek ve sonra umarım bırakacağım hapları.
Meditasyon hayat içindeki koşuşturmada sığınağım gibi. Bir de kendi sporumu yaparken özellikle yogamı... Kendi nefesimle zihnim boşaldığında hayat daha kolaylaşıyor. Bu ara zor bir süreçten geçiyoruz. Güneş'in ayağından çapa makinası geçti. Nasıl deme? :) Gerçekten biz de inanamıyoruz hala yüzde kaç ihtimal yaşanır ki bu? Bahçemizi düzenleyelim dedik Güneş yapanlara bakıp çapa makinasının kolay birşey olduğuna karar verdi. Ama o kadar kolay değilmiş... Geri tepti ve bacağının üstünden geçti. Acile koşturduk. Yaklaşık 1,5 ay oldu ama hala yürümekte zorlanıyor ve yaraları acıyor. Bu durumda da bütün ev işleri ve diğer şeyler bana kaldı. Bu sıra da doğum günüm geldi çattı öyle geçti gitti. Ablamlar burdaydı Linamla süper vakit geçirdik. Yani aslında herşey çok güzel ama ben o kadar herşeye koşmaya çalıştım ki bir de hapları kesme zamanımda bu kadar koşturmak beni tedirgin etti tabii çok gerildim. İnsan koşarken nefesi kesilebiliyormuş... Bir de o kadar koşarken çalışma temposu arttı. Yani bu sırada meditasyon yapmayı unuttum aslında yapsaydım sanırım daha az etkilenirdim durumdan.
Beklentiyi aza indirmeye karar verdim. Ben insanlardan, kendimden, diktiğim çiçeklerden ve köpeklerimden bile o kadar çok şey bekliyorum ki yıpranıyorum. Hayata bakışımı değiştiriyorum kararlıyım çünkü çok garip şeyleri fark ediyorum. Mesela karşımdaki mutlu olsun diye elimden geleni yapmaya çalışıyorum sonra bakıyorum karşımdaki de mutlu değil ben de. Sonra söylenmeye başlıyorum "Ben bunları yaptım nasıl görmezsin?"diye. Ben bayağı düşündüm bu konuda çünkü kalbim kırıldı, öfkelendim sonra da suçluluk duygusu çıktı başıma. Burda da suçluluk çıkar mı hiç? Gerçekten çıktı. Sorunlarımla boğulmuş giderken bir şeyi fark ettim ben babama dönüşmüşüm. Bu duyguyu iki taraflı da yaşadım. Bir babam bana yaptıklarını tek tek sayıp sizin için herşeyi yapıyorum şu surata bak diye öfkelendiği zamanlar geldi aklıma. Oradaki kendi duygularımı hissettim. Nasıl ona kızdığımı, iyilik yapıp gözüme soktuktan sonra onun iyilik olmayacağını falan filan. Ya ben ilk defa babamı anladım bugün. Cidden insanın nefesi tükeniyor herşeye yetişmeye çalışırken. Bir de karşısındaki yaptıklarını göremeyince öfkelenip yaptıklarını saymaya başlıyor. Ben o dönem yaptıklarını hiç görmeyip sadece öfkelenmiştim. Sadece olumsuz yablarını görmüştüm. Şimdi farklı hissediyorum bu konuyla ilgili. Ama ne oluyor iki taraf da yıpranıyor geriliyor. Ne yapmak lazım o kısmı çözmeye çalışıyorum. Hiç yapmamak olacak iş değil yani daha o kadar rahata eremedim. İşler yapılmayınca kalıyor yine ben rahatsız oluyorum. Vardır bir çözüm onu da bu hafta anlarım. Sonuç insan boğulmuş giderken kendini unutuyor ve o sırada o duygular uçup gidiyor. Bu sefer havada yakaladım ben duygularımı. En azından biraz da olsa çözdüm. Yani fark etmek çözmenin yarısıdır dimi? :)
Bugün de böyle yazdım çizdim hem kafamı toplamak için hem de yazmak istediğim için.
Sevgiler
Bu yıl ilk defa doğum günümde yazmamışım. Bu yıl, doğum günümü de bu yılı da pek anlamadım. Hayat koşuşturmacasında, ülkenin hallerine sıkılmakla geçen günlerde çok az seni düşünür oldum. Yarın kan verirken biraz aklıma geleceksin tabii de onun dışında hatırlamıyorum seni. Ara ara yoruluyorum o zaman da bir panikliyorum acaba lupus mu diye :) İlaçları azaltmıştık imuran 1 taneye düşmüştü ve kortizonu da kesmiştik doktorla. Şimdi bu kan tahlilleri yolunda giderse bu dozlarla bir süre daha gidecek ve sonra umarım bırakacağım hapları.
Meditasyon hayat içindeki koşuşturmada sığınağım gibi. Bir de kendi sporumu yaparken özellikle yogamı... Kendi nefesimle zihnim boşaldığında hayat daha kolaylaşıyor. Bu ara zor bir süreçten geçiyoruz. Güneş'in ayağından çapa makinası geçti. Nasıl deme? :) Gerçekten biz de inanamıyoruz hala yüzde kaç ihtimal yaşanır ki bu? Bahçemizi düzenleyelim dedik Güneş yapanlara bakıp çapa makinasının kolay birşey olduğuna karar verdi. Ama o kadar kolay değilmiş... Geri tepti ve bacağının üstünden geçti. Acile koşturduk. Yaklaşık 1,5 ay oldu ama hala yürümekte zorlanıyor ve yaraları acıyor. Bu durumda da bütün ev işleri ve diğer şeyler bana kaldı. Bu sıra da doğum günüm geldi çattı öyle geçti gitti. Ablamlar burdaydı Linamla süper vakit geçirdik. Yani aslında herşey çok güzel ama ben o kadar herşeye koşmaya çalıştım ki bir de hapları kesme zamanımda bu kadar koşturmak beni tedirgin etti tabii çok gerildim. İnsan koşarken nefesi kesilebiliyormuş... Bir de o kadar koşarken çalışma temposu arttı. Yani bu sırada meditasyon yapmayı unuttum aslında yapsaydım sanırım daha az etkilenirdim durumdan.
Beklentiyi aza indirmeye karar verdim. Ben insanlardan, kendimden, diktiğim çiçeklerden ve köpeklerimden bile o kadar çok şey bekliyorum ki yıpranıyorum. Hayata bakışımı değiştiriyorum kararlıyım çünkü çok garip şeyleri fark ediyorum. Mesela karşımdaki mutlu olsun diye elimden geleni yapmaya çalışıyorum sonra bakıyorum karşımdaki de mutlu değil ben de. Sonra söylenmeye başlıyorum "Ben bunları yaptım nasıl görmezsin?"diye. Ben bayağı düşündüm bu konuda çünkü kalbim kırıldı, öfkelendim sonra da suçluluk duygusu çıktı başıma. Burda da suçluluk çıkar mı hiç? Gerçekten çıktı. Sorunlarımla boğulmuş giderken bir şeyi fark ettim ben babama dönüşmüşüm. Bu duyguyu iki taraflı da yaşadım. Bir babam bana yaptıklarını tek tek sayıp sizin için herşeyi yapıyorum şu surata bak diye öfkelendiği zamanlar geldi aklıma. Oradaki kendi duygularımı hissettim. Nasıl ona kızdığımı, iyilik yapıp gözüme soktuktan sonra onun iyilik olmayacağını falan filan. Ya ben ilk defa babamı anladım bugün. Cidden insanın nefesi tükeniyor herşeye yetişmeye çalışırken. Bir de karşısındaki yaptıklarını göremeyince öfkelenip yaptıklarını saymaya başlıyor. Ben o dönem yaptıklarını hiç görmeyip sadece öfkelenmiştim. Sadece olumsuz yablarını görmüştüm. Şimdi farklı hissediyorum bu konuyla ilgili. Ama ne oluyor iki taraf da yıpranıyor geriliyor. Ne yapmak lazım o kısmı çözmeye çalışıyorum. Hiç yapmamak olacak iş değil yani daha o kadar rahata eremedim. İşler yapılmayınca kalıyor yine ben rahatsız oluyorum. Vardır bir çözüm onu da bu hafta anlarım. Sonuç insan boğulmuş giderken kendini unutuyor ve o sırada o duygular uçup gidiyor. Bu sefer havada yakaladım ben duygularımı. En azından biraz da olsa çözdüm. Yani fark etmek çözmenin yarısıdır dimi? :)
Bugün de böyle yazdım çizdim hem kafamı toplamak için hem de yazmak istediğim için.
Sevgiler
25 Şubat 2017 Cumartesi
Hayaller
Sevgili Lupus;
Uzun zamandır o kadar çok koşuşturuyorum ki hep aklımda sana yazmak var bir türlü yazamadım. İnsan hayat koşuşturmacasında seni bile unutuyor. Kafamda habire sana yazıyorum. Bugün çiçeklerin saksılarını değiştirirken seninle konuştum mesela. Sonra stüdyomda pilatesimi yaparken de gidebileceğini hayal ettim. Sensiz iyiyiyim böyle.
Bu aralar canım o kadar çok abur cubur yemek istiyor ki insan arada sapıtabiliyor. Sonra hemen bir topluyorum kendimi. Çevremdeki herkes grip o nedenle vücuduma iyi bakmalıyım ki hasta olup senin kafanı karıştırmayım. Her sabah 2 yumurta yanında harika bir meyve suyu hazırlıyorum. Zencefil, limon, havuç, portakal katı meyve sıkacağından geçtiğinde çok lezzetli oluyor ;) Bir de hala meditasyona devam. Kendime yük edindiğim ne varsa bırakıyorum ve git gide hafifliyorum.
Geçen haftalarda da Kapadokya'ya gittik. Çok gittim daha önce ama bu gidişimde orayı Güneş ile paylaşmak çok daha özeldi. Aşk ve Kapadokya hayallerimden biriydi gerçek oldu :))
Bir hayalim daha var ablamla Kapadokya'da bir kamp düzenlemek. Deneyimlerimizi orada paylaşmak istiyoruz. O yoga alanında kendini geliştirdi ben de pilates alanında. Beslenme konusunda da birçok deneyimimiz oldu ve bunları harmanlayıp çok güzel beslenme planları çıkardık. Herşeyden önemlisi ikimizde meditasyonlar sayesinde farkındalığımızı arttırdık. Şimdi tüm bunları harmanlayarak çok güzel bir workshop düzenliyoruz Kapadokya'da. İsmi de "Kendini yaratma rehberi" 30 Mart'da gerçekleştiriyoruz. Katılıp bu hayalin parçası olmak isteyenler bizimle iletişime geçebilir ezgiozgeworkshop@gmail.com
Sevgiler
Uzun zamandır o kadar çok koşuşturuyorum ki hep aklımda sana yazmak var bir türlü yazamadım. İnsan hayat koşuşturmacasında seni bile unutuyor. Kafamda habire sana yazıyorum. Bugün çiçeklerin saksılarını değiştirirken seninle konuştum mesela. Sonra stüdyomda pilatesimi yaparken de gidebileceğini hayal ettim. Sensiz iyiyiyim böyle.
Bu aralar canım o kadar çok abur cubur yemek istiyor ki insan arada sapıtabiliyor. Sonra hemen bir topluyorum kendimi. Çevremdeki herkes grip o nedenle vücuduma iyi bakmalıyım ki hasta olup senin kafanı karıştırmayım. Her sabah 2 yumurta yanında harika bir meyve suyu hazırlıyorum. Zencefil, limon, havuç, portakal katı meyve sıkacağından geçtiğinde çok lezzetli oluyor ;) Bir de hala meditasyona devam. Kendime yük edindiğim ne varsa bırakıyorum ve git gide hafifliyorum.
Geçen haftalarda da Kapadokya'ya gittik. Çok gittim daha önce ama bu gidişimde orayı Güneş ile paylaşmak çok daha özeldi. Aşk ve Kapadokya hayallerimden biriydi gerçek oldu :))
Bir hayalim daha var ablamla Kapadokya'da bir kamp düzenlemek. Deneyimlerimizi orada paylaşmak istiyoruz. O yoga alanında kendini geliştirdi ben de pilates alanında. Beslenme konusunda da birçok deneyimimiz oldu ve bunları harmanlayıp çok güzel beslenme planları çıkardık. Herşeyden önemlisi ikimizde meditasyonlar sayesinde farkındalığımızı arttırdık. Şimdi tüm bunları harmanlayarak çok güzel bir workshop düzenliyoruz Kapadokya'da. İsmi de "Kendini yaratma rehberi" 30 Mart'da gerçekleştiriyoruz. Katılıp bu hayalin parçası olmak isteyenler bizimle iletişime geçebilir ezgiozgeworkshop@gmail.com
Sevgiler
25 Aralık 2016 Pazar
İyi Yıllar
Sevgili Lupus;
Yeni yıla kaldı bir hafta. Bu yıl ilk defa içimden bir şey yapmak gelmiyor. Ülke olarak bunalımdayız. Hayat her gün bizi biraz daha sınıyor. İlk başlarda çaresiz ve korkmuş hissetmiştim ama sonra senle tanıştığımdaki hislerle aynı olduğunu gördüm. İlk lupus olduğumu öğrendiğimde aynı bu çaresizliği hissetmiştim. Bir hastalık var ve ben hayatımın sonuna kadar bu hastalıkla yaşamak zorundayım. Ha bir de ölümcül olma riski var. Aynı işte bu ülkede yaşamak gibi her an ölme ihtimali var ve yaşamak zorundayız. Sonra her halde daha önceden yaşadığım için bu duyguları çabuk atlattım. Yani sızlanmak bir işe yaramıyor. Depresyona girip kendimizi uykuya ya da televizyona ya da durumdan uzaklaştıracak zımbırtılara vermemiz bir işe yaramıyor. Yok durum bu, bizden önceki insanlar da korkunç şeyler yaşamış. Tarih hep vahşet dolu. Acı hep var. Kurgu aynı. Sızlanıp vah vah ulan ölücez mi diyerek uyuşuk beyinlerimizle facebookta foto paylaşıp like etmek bir şeyleri çözmüyor. Yani hadi cidden depresyondasın "Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Ay iyi bir şey düşünecek durumum mu var görmüyor musun durumu?" Gibi laflar edip sonra bir yemekte foto paylaşıp altına kahkalı bol yorumlar yapabiliyorsan iyi birşeyler de yapabilirsin. Güzel şeyler yaşayalım, yemeklere gidelim, duyarlı olalım. Ama mışmış gibi yapmaktan vazgeçelim. Bu en çok kim hasta en çok kim depresyonda oyunu değil. Ona göre beğenilmiyoruz ona göre sevilmiyoruz. Kendimize dürüst olalım
Bugüne kadarki yazılarımın çoğunda bahsettiğim bir durum var. Lupus bizi seçti diye hasta olup arebeske bağlamayalım. Bunu hiçbir hastalık için yapmayalım. Gripte olsa lupusta olsa durum bu. Evet hastayız. Güçlü görünmeye de çalışmak saçmalık, denemiştim pek iyi sonuçlanmadı :) Sadece neyse o kötüysek kötüyüz ama en kötü neden biz olmak zorundayız ki? İlgi istiyorsak neden sadece söylemeyip saçma sapan metodlarla ilgi çekme derdimiz var? Eğer çevremizdeki ilgi istediğimiz halde ya da hasta olup ihtiyacımız varken gereken önemi veremiyorsa neden çevremizde? Bunun da bir farkına varmak lazım. Çünkü zaten o insan size gereken önemi vermiyorsa ölseniz, hastanelere düşseniz de vermeyecek bu kadar basit. Boşuna kandırmanın anlamı yok :) Rahat olun ben de olayım hayattayız hala bir şeyler için şansımız var. Hayat devam ederken evet o bir tanecik hayat bir sürü şeyi değiştirmek için şansımız var. Çözümsüz değiliz.
Buralara nerden geldim bilmiyorum. Birkaç mail aldım sizden bu ara herkes pek bi umutsuz hayatıyla ilgili. Ben bunu hak edicek ne yaptım? Genel soru? Ben psikolog değilim ama kendinize cidden sorun "Neden bunu yaşıyoru? Ne değiştirebilirim?" İlk önce kendine değer vermekle başlar her şey mazlumu oynamakla değil. İşte bir tanecik hayat var seçim de bizim. Ölümden başka herşeye çözüm var. Zor da olsa denemeye değer.
Ben bir de evde olmayı hiç sevmezdim. Özel günlerde vs. Hep kaçmak istredim. İlk defa evde olmak istiyorum hatta tatil günlerimde bile çıkasım gelmiyor. Ev evlikten çıkmış sıcacık sevimli bir yuva olmuş. Hayallerimden biri gerçekleşmiş farkında bile değilim. Bu gün fark ettim içten bir teşekkür ettim. İçimizdeki huzur mutluluk önemli mevzular. Hayallerim umarım böyle farkettirmeden gerçekleşmeye devam eder. Mesela ilaçları bırakmış olurum, lupusun ne olduğunu unutmuş olurum falan :)
Herkese şimdiden iyi yıllar,
Bütün hayallerimiz gerçek olsun
Sevgi ve huzur dolu olalım <3 p="">3>
Yeni yıla kaldı bir hafta. Bu yıl ilk defa içimden bir şey yapmak gelmiyor. Ülke olarak bunalımdayız. Hayat her gün bizi biraz daha sınıyor. İlk başlarda çaresiz ve korkmuş hissetmiştim ama sonra senle tanıştığımdaki hislerle aynı olduğunu gördüm. İlk lupus olduğumu öğrendiğimde aynı bu çaresizliği hissetmiştim. Bir hastalık var ve ben hayatımın sonuna kadar bu hastalıkla yaşamak zorundayım. Ha bir de ölümcül olma riski var. Aynı işte bu ülkede yaşamak gibi her an ölme ihtimali var ve yaşamak zorundayız. Sonra her halde daha önceden yaşadığım için bu duyguları çabuk atlattım. Yani sızlanmak bir işe yaramıyor. Depresyona girip kendimizi uykuya ya da televizyona ya da durumdan uzaklaştıracak zımbırtılara vermemiz bir işe yaramıyor. Yok durum bu, bizden önceki insanlar da korkunç şeyler yaşamış. Tarih hep vahşet dolu. Acı hep var. Kurgu aynı. Sızlanıp vah vah ulan ölücez mi diyerek uyuşuk beyinlerimizle facebookta foto paylaşıp like etmek bir şeyleri çözmüyor. Yani hadi cidden depresyondasın "Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Ay iyi bir şey düşünecek durumum mu var görmüyor musun durumu?" Gibi laflar edip sonra bir yemekte foto paylaşıp altına kahkalı bol yorumlar yapabiliyorsan iyi birşeyler de yapabilirsin. Güzel şeyler yaşayalım, yemeklere gidelim, duyarlı olalım. Ama mışmış gibi yapmaktan vazgeçelim. Bu en çok kim hasta en çok kim depresyonda oyunu değil. Ona göre beğenilmiyoruz ona göre sevilmiyoruz. Kendimize dürüst olalım
Bugüne kadarki yazılarımın çoğunda bahsettiğim bir durum var. Lupus bizi seçti diye hasta olup arebeske bağlamayalım. Bunu hiçbir hastalık için yapmayalım. Gripte olsa lupusta olsa durum bu. Evet hastayız. Güçlü görünmeye de çalışmak saçmalık, denemiştim pek iyi sonuçlanmadı :) Sadece neyse o kötüysek kötüyüz ama en kötü neden biz olmak zorundayız ki? İlgi istiyorsak neden sadece söylemeyip saçma sapan metodlarla ilgi çekme derdimiz var? Eğer çevremizdeki ilgi istediğimiz halde ya da hasta olup ihtiyacımız varken gereken önemi veremiyorsa neden çevremizde? Bunun da bir farkına varmak lazım. Çünkü zaten o insan size gereken önemi vermiyorsa ölseniz, hastanelere düşseniz de vermeyecek bu kadar basit. Boşuna kandırmanın anlamı yok :) Rahat olun ben de olayım hayattayız hala bir şeyler için şansımız var. Hayat devam ederken evet o bir tanecik hayat bir sürü şeyi değiştirmek için şansımız var. Çözümsüz değiliz.
Buralara nerden geldim bilmiyorum. Birkaç mail aldım sizden bu ara herkes pek bi umutsuz hayatıyla ilgili. Ben bunu hak edicek ne yaptım? Genel soru? Ben psikolog değilim ama kendinize cidden sorun "Neden bunu yaşıyoru? Ne değiştirebilirim?" İlk önce kendine değer vermekle başlar her şey mazlumu oynamakla değil. İşte bir tanecik hayat var seçim de bizim. Ölümden başka herşeye çözüm var. Zor da olsa denemeye değer.
Ben bir de evde olmayı hiç sevmezdim. Özel günlerde vs. Hep kaçmak istredim. İlk defa evde olmak istiyorum hatta tatil günlerimde bile çıkasım gelmiyor. Ev evlikten çıkmış sıcacık sevimli bir yuva olmuş. Hayallerimden biri gerçekleşmiş farkında bile değilim. Bu gün fark ettim içten bir teşekkür ettim. İçimizdeki huzur mutluluk önemli mevzular. Hayallerim umarım böyle farkettirmeden gerçekleşmeye devam eder. Mesela ilaçları bırakmış olurum, lupusun ne olduğunu unutmuş olurum falan :)
Herkese şimdiden iyi yıllar,
Bütün hayallerimiz gerçek olsun
Sevgi ve huzur dolu olalım <3 p="">3>
22 Kasım 2016 Salı
Sevgi ile Üzüntüyü Kovma Sanatı
Sevgili Lupus;
Bir haftadır sana yazmak için kıvranıyorum resmen. Hayatım hız treni gibi her gün bir olay her gün bir macera. Sağlığım iyi. İşimle ilgili bir takım sorunlu ve mutsuz dönemden geçiyorum. Her seferinde asla vermeyi düşünmediğim tepkileri verirken buluyorum kendimi. Örneğin kırgınlık, üzüntü vb... Yani insan her gün yenileniyor ama bazı verdiğimiz tepkiler geçmişte verdiğimiz kadar güçlü olmasa da yine de çıkıyor ortaya. O kadar meditasyon yaptım diye düşündüm geçenlerde. O kadar yaptım işte, niye yine başıma saçma sapan şeyler geliyor ve ben göz yaşı döküyorum? Sonra insan olduğumuz aklıma geldi :)
Bu arada Defne Suman'la Shadow Yoga'ya gidebildim bu karışıklık arasında. O konuda inanılmaz mutluyum. Her gün tekrar yapıyorum ve zihnimin biraz mola verdiği dakikaların tadını çıkarıyorum. Bugün de mesela inanılmaz ters gitti herşey, derslerim çok yoğundu, yorgundum derken bir baktım sırtım acıyor, ruhum acıyor, nefes almak istiyorum. Dedim tam zamanı yoganın. Bir saat hafifledi düşüncelerim ve zihnim. Çok teşekkürler Defne hoca bu güzellikleri öğrettiğin için...
Karman çorman konumuza dönersek. Bazen hayatımızdaki kaos mu desem ne desem bilemedim bittiğinde güzel bir kapı açıyor. Bu günlerimin kapısı daha açılmadı. Anca üzüntü ve utanç hissediyorum. Üzüntü kötü bir insan olamadığım ve insanlara bağırıp çağıramadığım için utançta ağladığım için. Benim bu kadar rahat yazmam bazılarına tuhaf geliyor biliyorum. Neyimiz var duygu olarak saklayacak Allahaşkına :) Herkesin, en güçlü, en kavgacı tipin bile hissettiği şeyler.. Nerden biliyorum? Yine kendimden :) Eskiden kavgalara falan karışıyordum, insanlar korkuyordu benden, bişiler oldu yumuşadım. O zaman bile yalnız kaldığımda bazen kendime itiraf ederdim ne kadar üzüldüğümü ve utandığımı o insanlara yaptıklarım için. Hep empati duygum yüksekti onunda etkisi tabii de :)... Şuan hissettiklerim beni rahatsız edip kaçma istediği yaratsada geçeceğini biliyorum. Çok şanslı biri olduğumun farkındayım çevrem bu abukluklar harici sevgiyle çevrili. Böyle hissedince sevgilimin omzuna kafayı gömüyorum arada çığlıklar atıyorum nefesler alıyorum o alıştı artık seviyor :) Ailem her zaman yanımda zaten canlarım benim. Ay bir de arkadaşlarım var bir saniye yalnız hissettirmiyorlar. Tabii kendi sevgimi de unutmuyorum :) Seviyorum herkesi kendi mi de :)
Hastaneye yattığımda ve o bir ay hayatım tepe taklak olduğunda da böyle hissetmiştim. Sanki hiç bitmeyecek gibiydi. Bitti. Sonunda çok güzel şeyler öğrendim. Bu olaylar yaşanırken ve ben üzülürken her seferinde "Bakalım bir sabret sonunda ne öğreneceksin?" diyorum. Erdim mi ben ya?Şaka şaka erme falan yok kendi kendime takılıyorum kimseyi yargılamadan ve severek. Sevgi kurtaracak bu dünyayı gerçekten inanıyorum.
Giriş gelişmesi olamayan bu yazıyı şöyle noktalandırmak istiyorum. Başımıza gelen bazı durumlardan çıktığımızda, aslında herşeyin birşeyi görmemiz ya da öğrenmemiz gerektiği için olduğunu fark ediyoruz. İşte o fark edişe kadar biraz nefes almak gerekiyor. Hayat duran ve kalabileceğimiz bir şey değil ve bizler insanız. İnsanlık tarihi pek hoş olaylardan geçmemiş... Ben bu hayatı reklamcılığın manyak dünyasından kaçmak için kurmuştum. Fark ettim ki kaçılmıyormuş her yerde her koşulda o insanlar karşımıza çıkıyormuş :) Önemli olan bu savaşı verirken verdiğimiz tepkiler ve öğrendiğimiz şeyler.
Kocaman sevgi yolluyorum. Öfke, üzüntü vs değil sadece sevgi <3 p="">3>
Bir haftadır sana yazmak için kıvranıyorum resmen. Hayatım hız treni gibi her gün bir olay her gün bir macera. Sağlığım iyi. İşimle ilgili bir takım sorunlu ve mutsuz dönemden geçiyorum. Her seferinde asla vermeyi düşünmediğim tepkileri verirken buluyorum kendimi. Örneğin kırgınlık, üzüntü vb... Yani insan her gün yenileniyor ama bazı verdiğimiz tepkiler geçmişte verdiğimiz kadar güçlü olmasa da yine de çıkıyor ortaya. O kadar meditasyon yaptım diye düşündüm geçenlerde. O kadar yaptım işte, niye yine başıma saçma sapan şeyler geliyor ve ben göz yaşı döküyorum? Sonra insan olduğumuz aklıma geldi :)
Bu arada Defne Suman'la Shadow Yoga'ya gidebildim bu karışıklık arasında. O konuda inanılmaz mutluyum. Her gün tekrar yapıyorum ve zihnimin biraz mola verdiği dakikaların tadını çıkarıyorum. Bugün de mesela inanılmaz ters gitti herşey, derslerim çok yoğundu, yorgundum derken bir baktım sırtım acıyor, ruhum acıyor, nefes almak istiyorum. Dedim tam zamanı yoganın. Bir saat hafifledi düşüncelerim ve zihnim. Çok teşekkürler Defne hoca bu güzellikleri öğrettiğin için...
Karman çorman konumuza dönersek. Bazen hayatımızdaki kaos mu desem ne desem bilemedim bittiğinde güzel bir kapı açıyor. Bu günlerimin kapısı daha açılmadı. Anca üzüntü ve utanç hissediyorum. Üzüntü kötü bir insan olamadığım ve insanlara bağırıp çağıramadığım için utançta ağladığım için. Benim bu kadar rahat yazmam bazılarına tuhaf geliyor biliyorum. Neyimiz var duygu olarak saklayacak Allahaşkına :) Herkesin, en güçlü, en kavgacı tipin bile hissettiği şeyler.. Nerden biliyorum? Yine kendimden :) Eskiden kavgalara falan karışıyordum, insanlar korkuyordu benden, bişiler oldu yumuşadım. O zaman bile yalnız kaldığımda bazen kendime itiraf ederdim ne kadar üzüldüğümü ve utandığımı o insanlara yaptıklarım için. Hep empati duygum yüksekti onunda etkisi tabii de :)... Şuan hissettiklerim beni rahatsız edip kaçma istediği yaratsada geçeceğini biliyorum. Çok şanslı biri olduğumun farkındayım çevrem bu abukluklar harici sevgiyle çevrili. Böyle hissedince sevgilimin omzuna kafayı gömüyorum arada çığlıklar atıyorum nefesler alıyorum o alıştı artık seviyor :) Ailem her zaman yanımda zaten canlarım benim. Ay bir de arkadaşlarım var bir saniye yalnız hissettirmiyorlar. Tabii kendi sevgimi de unutmuyorum :) Seviyorum herkesi kendi mi de :)
Hastaneye yattığımda ve o bir ay hayatım tepe taklak olduğunda da böyle hissetmiştim. Sanki hiç bitmeyecek gibiydi. Bitti. Sonunda çok güzel şeyler öğrendim. Bu olaylar yaşanırken ve ben üzülürken her seferinde "Bakalım bir sabret sonunda ne öğreneceksin?" diyorum. Erdim mi ben ya?Şaka şaka erme falan yok kendi kendime takılıyorum kimseyi yargılamadan ve severek. Sevgi kurtaracak bu dünyayı gerçekten inanıyorum.
Giriş gelişmesi olamayan bu yazıyı şöyle noktalandırmak istiyorum. Başımıza gelen bazı durumlardan çıktığımızda, aslında herşeyin birşeyi görmemiz ya da öğrenmemiz gerektiği için olduğunu fark ediyoruz. İşte o fark edişe kadar biraz nefes almak gerekiyor. Hayat duran ve kalabileceğimiz bir şey değil ve bizler insanız. İnsanlık tarihi pek hoş olaylardan geçmemiş... Ben bu hayatı reklamcılığın manyak dünyasından kaçmak için kurmuştum. Fark ettim ki kaçılmıyormuş her yerde her koşulda o insanlar karşımıza çıkıyormuş :) Önemli olan bu savaşı verirken verdiğimiz tepkiler ve öğrendiğimiz şeyler.
Kocaman sevgi yolluyorum. Öfke, üzüntü vs değil sadece sevgi <3 p="">3>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)